ANKARA (QHA) -

Orta Asya, pek hissedilmese de büyük bir terör tehdidi ve kriminalizasyon tehlikesi ile karşı karşıya. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile rüşvet, yolsuzluk ve insani özgürlüklerin kısıtlanması ile karşı karşıya kalan coğrafya, çok geçmeden terör tehdidiyle de tanıştı. 

Fakat Orta Asya'nın terör tehdidi iki boyutlu: Orta Asya'yı hedef alan terör ve Orta Asya'dan beslenen terör.

Sorunların kök nedenlerini, İsa Yusuf Alptekin'in "Esir Doğu Türkistan İçin" başlıklı otobiyografisinde bulabiliriz. Alptekin, 1900'lü yılların başına dek bölgede iki coğrafi tabir olduğundan söz ediyor: Doğu ve Batı Türkistan. Bu coğrafyanın "lingua franca"sı, yani ortak iletişim ve pazar dili, belki bin yıldır Hakaniye-Uygur-Özbek lehçesi idi. İnsanlar bu dilde anlaşıyorlar, Kazak, Kırgız gibi daha alt seviyedeki kimliklerini yerel bir çeşni olarak kabul ediyorlardı. Fakat Rus işgalinin akabinde, Alptekin 5 farklı cumhuriyetin, çok suni yöntemler ve keyfekeder sınırlarla ortaya çıktığını ve bunun hem psikolojik, hem siyasi-yapısal düzeni alt-üst ettiğini söylüyor. 

Bugün, pek çok Post-Sovyet coğrafyası gibi Orta Asya da, temel siyasi ve bürokratik kurumların verimsizliği ve yolsuzlukları nedeniyle büyük sorunlar barındırıyor. Bu yüzden coğrafya, uluslararası terör örgütlerinin militan devşirme avına çıktığı, talihsiz bir manzara arz ediyor.

Örneğin Kırgızların IŞİD gibi terör örgütlerine katılmasının arkasında çok farklı motivasyonlar var. Dış dünyayı tanımadan, kısa bir ilk dönem eğitiminin ardından eğitimsiz kalan ve batı dünyasındaki insanların internet ve diğer iletişim araçları imkanlarından yoksun olanlar, çok kolay kandırılabiliyor, manipüle edilebiliyorlar. İşsizlik, sosyal problemler ve kolektif depresyon da, insanların terör örgütlerini bir umut olarak görmesine yol açıyor. 

Bugün IŞİD-DAEŞ bünyesinde yaklaşık 4000 Orta Asyalı var. Tacikler, Özbekler ve Kırgızlar başı çekiyor. 

Bir diğer faktör, Sovyetlere karşı bir enstrüman olarak beslenen radikal islamcılığın, Taliban örneğinde olduğu gibi geri teperek bir tehlike arz etmeye başlaması. Bu coğrafyada mevcut Sovyet yanlısı rejimlere karşı muhalefet, özellikle Batılı güçler tarafından, radikal islamcı gruplar arasından örgütlenmeye çalışıldı. İslamcılık, mevcut rejime karşı koymanın tehlikelerine karşı sürükleyici ve sabrettirici bir motivasyon kaynağı olarak görüyordu. Bu sayede yayılan aşırı-sünni yahut selefi tarikat ve örgütlenmeler, coğrafyanın yeraltını ele geçirmiş durumda. 

Kadirovlaşmak da önemli bir tehdit. Rus gizli servisleri, Post-Sovyet ülkelerindeki ekonomik ve sosyal sorunların sebep olduğu manzarada, kirli işlerini yapacak militanlar devşiriyorlar. Bu ülkelerdeki mafyatik yapılanmalar ile, Rus yeraltı dünyasının bağları, Rus ajanlarının hareket alanını genişletip avantaj sağlıyor.

Bunun yanında, Kerimov'un ölümü ile gündeme gelen Özbekistan, aynı zamanda bir insan ve fuhuş ticareti merkezine dönüşme tehlikesi altında. Kaçırılan Özbek kızlar Filipinler, Tayland, Amerika ve Avrupa "pazar"larında fuhuş amaçlı satılıyor. Yalnızca fuhuş değil, çocuk işçi ve modern kölelik için kaçırılan insanlar, Özbekistan ve Türkmenistan'da sürekli büyüyen bir sorun teşkil ediyor.

Orta Asya'yı tehdit eden terör ise, son yıllarda büyük bir ivme kazandı. Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'dan ard arda terör eylemleri ve operasyonları gündeme düşüyor. Mevcut rejimlerin baskıcı, tecritçi ve verimsiz oluşu, bu ülkelerdeki kolektif hayal kırıklığı ve öfkenin, ekonomik sorunlarla birleşip manipüle edilmesi, Türk Dünyası'nın Türkiye'deki ayrılıkçı Kürt terörü, yine Türkiye sınırlarındaki radikal İslamcı terör ve işgal edilen Kırım'daki Rus işgalcilerin yıldırma amaçlı terör politikası yanında, bir diğer önemli terör sorunu olarak karşımıza çıkıyor. 

Kerimov'un ölümü ile başlayan tartışmalar, bu sorunun da gündemde daha fazla tartışılmasına neden olacak gibi görülüyor. 

M. Bahadırhan Dinçaslan

QHA