29 Ekim 1933’te genç Cumhuriyetimizin 10. Yılı kutlanırken Atatürk Türk Ocağında yabancı diplomatlara yemek vermektedir. Konuklar arasında bulunan Zeki Bey isminde genç bir doktor Atatürk’e şunu sorar;

-Milletlerin babadan oğula geçen uzun vadeli idealleri vardır. Siz bize böyle bir ideal aşılamadınız, yahut benim haberim yok. Bunu açıklar mısınız? 

Atatürk kalabalık ortamda bu soruyu şöyle yanıtlar;

-Bunlar vicdanımıza yazılmış gerçeklerdir; konuşulmaz, yaşanır!

Daha sonra Atatürk herkesin bayramını kutlayıp Dr. Zeki Beyi yanına alarak Genel Müdür odasına çıkar ve duvardaki haritada Sovyetler Birliğini göstererek şöyle der;

-Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey kalacaktır… Sovyet Rusya bugün dostumuzdur, komşumuzdur… Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez… Sovyet Rusya parçalanabilir! Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler… Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir! İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir! Sovyet yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız! “Hazır olmak” yalnız o günü susup beklemek değildir, “hazırlanmak lazımdır.” Milletler, buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprülerini sağlam tutarak! Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim, onlara yaklaşmamız gerekli. Tarih bağı kurmamız lazım. Folklor bağı kurmamız lazım. Dil bağı kurmamız lazım. Bunları kim yapacak? Elbette biz.. Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz, “Dil Encümenleri”, “Tarih Encümenleri” kuruluyor. Dilimizi, onların diline yaklaştırmaya, tarihimizi ortak payda haline getirmeye çalışıyoruz. Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hale geleceğiz... Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimiz olması gerekli… Ortak bir mazimiz var, bu maziyi, bilincimize taşımamız lazım. Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi Orta Asya’dan başlattık! Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi bilmeli. İşte bunu sağlamak için de “Türkiyat Enstitüsü”nü kurduk. Kültürlerimizi, bütünleştirmeye çalışıyoruz! Ama bunlar, açıktan yapılmaz! Adı konarak yapılacak işlerden değildir. Yanlış anlaşılabileceği gibi, savaşlara da sebep olabilir. Bunlar, Devletlerin ve Milletlerin derin düşünceleridir! İşitiyorum: Benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız; “Paşanın işi yok! Dil ile tarih ile uğraşmaya başladı” diyorlarmış. Yağma yok! Benim işim başımdan aşkın. Ben bugün çağdaş bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini de atmaya o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız, hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız! Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız. Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum.. Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran, çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap! İdealler konuşulmaz, yaşanır! İşte senin sorunun karşılığını da böylece vermiş oldum!

Atatürk ölümünden hemen önce Hatay’ın ülkemize dâhil edilebilmesi için gerekli tüm çalışmaları tamamlamış, Musul ve Kerkük konusundaki girişimleri Şeyh Said isyanıyla yazık ki engellenmiştir. Türk Birliğinin günün birinde gerçekleşeceğine inanan Atatürk Finlandiya’da Rusça, Fince ve Türkçe dâhil dört dilde yayın yapan ve çoğunluğu Rusya’da dağıtılan “Yeni Turan” isimli gazetenin çıkarılması için örtülü ödenekten kaynak sağlamıştır. Bu gazetede "Azerbaycan'dan", "İdil-Ural'dan", "Kırım'dan" ve "Türkistan'dan" başlığı altında Türk dünyası ile ilgili ayrıntılı bilgilerin yer aldığı makale ve haberlere "İstanbul Mektupları" adını taşıyan bir başka bölümünde ise Türkiye ile ilgili haber ve makalelere yer verilmiştir.

Düşünün Sovyet Rusya yeni kurulmuş daha, tüm endamı ile iki kıtaya baştanbaşa yayılmış, bir dünya savaşından galibiyetle çıkmış, kudretiyle tüm dünyayı etkilemekte. Genç Türkiye Cumhuriyetinin lideri 1933 yılında böyle bir öngörü yapıyor. Bu öngörüye istinaden bir ideal yaratıyor ve bu idealin gereklerini kurmaya başlıyor.

Gerçekten 1991 yılında Atatürk’ün öngörüsü gerçekleşiyor ve Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan bağımsızlığını ilan ediyor. Atatürk’ün 1933 yılında bahsettiği “dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz”e biz sahip çıkabilmek için ne yaptık? Şimdi ne yapıyoruz? Neler yapmalıyız? Daha neler yapmalıyız? 

Bugün önemli bir miktarı Amerika Birleşik Devletlerinde olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanya gibi pek çok batı ülkesinde genellikle üniversitelerin bünyesinde faaliyet gösteren Orta Asya Araştırma Merkezleri mevcut. Bunlar bilimsel çalışmalar yapıyor, bilgi topluyor, inceliyor, araştırıyor, kurguluyor ve üretiyorlar. Biz ne yapıyoruz? Neler yapmalıyız? Daha neler yapmalıyız?

QHA

Yasal Uyarı