"Peki o zaman ne oldu da biz doktora gidince ceketini ilikleyen bir toplumdan, doktora silah çeken bir topluma dönüştük?" -

Rahmetli anneannemin bana öğrettiği ilk dua idi Rabbi yessir duası. Küçücük bir çocukken her gece yatarken onunla beraber bu duayı ettiğimi hatırlıyorum; “Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr”. Ben hep duamın sonuna şu cümleyi de eklerdim; “Gelin olayım, doktor olayım, Âmin!”

Büyüyünce dualarım kabul oldu. Gelin de oldum, doktor da. Hatta uzman doktor da oldum. Sadece üniversite tahsilim 10 yıl sürdü. İlk ve orta öğretimi de eklediğinizde 22 yıl okudum. Ülkemizin ortalama okullaşma yılının 6,5 yıl olduğunu düşündüğümüzde benim okullaşma sürem ortalamanın 3 katından 2,5 yıl daha fazla ediyor. Üstelik dolu dolu bir tahsil süresinden bahsediyoruz. Neden mi; mesela her fakülteden önce açılıp sonra kapanan bir fakültedir tıp fakültesi, diğer fakültelerin öğrencilerinin yarısı kadar tatil yaparsınız, her gün 8 saat ders görürsünüz, kliniklerde çalışırsınız, gündüzler yetmez bir de gece nöbeti tutarsınız. Öyle az buz değildir nöbetler, bazı stajlarda günaşırı nöbetçi olursunuz. Nöbet ertesi akşama kadar yine çalışırsınız. Bayramda, seyranda, yılbaşında nöbet tutmayı daha öğrenci iken öğrenirsiniz, tıpkı hastalara empati yapmayı öğrendiğiniz gibi. Belki de empati yapmayı erken öğrenip çok içselleştiren hekimler arasından çıkar yazar hekimler. Ya da yaptığınız o empatiler öyle etkiler ki sizi arınabilmek için sanata verirsiniz kendinizi, bestekâr, virtüöz, ressam olursunuz. Belki de ondan tıp fakültesinden ara sıra doktor çıkar derler. Neyse biz konumuza geri dönelim, zorlu tahsil sürecinden bahsediyorduk. Okul hayatı boyunca tek nefes alabileceğiniz zamanlar olan tatillerde çalışılması ve öğrenilmesi gereken kitapların bir türlü bitmemiş olmasının vicdan azabını yaşarsınız, zor sınavların kendilerini zavallı hissetmesini sağlayacak zorlukta bir tıpta uzmanlık sınavı (TUS) Demokles’in kılıcı gibi mezuniyetinizi beklemektedir, sonrasında da her biri ayrı bir macera olan ihtisas süreci ve mecburi hizmet. Benim ve sınıf arkadaşlarımın bu tuhaf derecede uzun ve zor tahsil sürecini ders çalışmaya yoğunlaşarak yaşarken tek dayanak ve tesellimiz saygın bir meslek sahibi olacak olmamızdı. Çünkü bizler doktora giderken en temiz kıyafetlerini giyen, ceketinin önünü ilikleyen bir kuşağın çocuklarıydık, atamızdan böyle görmüştük. 

Beyaz Kod nedir biliyor musunuz? Sağlık Bakanlığı'nın Haziran 2012'de hayata geçirdiği sağlık personeline yönelik şiddet bildirimleri sisteminin adıdır Beyaz Kod. Yani birileri sağlık personeline şiddet uyguladığında, sağlık personeli bunu Beyaz Kod adı altına Sağlık Bakanlığına bildirir ve kayıt altına alır. Bir diğer deyişle buz dağının görünen yüzüdür. Böyle olmasına rağmen şimdi sıkı durun; Beyaz Kod verilerine göre ülkemizde her gün en az 31 sağlık çalışanı fiziksel veya sözel şiddete uğruyor. Her gün 31 kişi! Son 4 yılda toplam 38 bin 253 Beyaz Kod Sağlık Bakanlığına bildirilmiş. 

Şiddet konusundaki kıymetli çalışmalarıyla bilinen araştırmacılar Walter ve Parke’ye göre “Şiddet davranışına yönelmeyi kültür belirler” (1964). 

Peki o zaman ne oldu da biz doktora gidince ceketini ilikleyen bir toplumdan, doktora silah çeken bir topluma dönüştük?

İçindeyken değişimi algılayamıyorsunuz, bunun için aradan zaman geçmesi ve dışarıdan bakmak gerek. Dört yıl kadar görev nedeniyle Türkiye’nin dışında yaşadık ve dünyanın öbür ucunda olduğumuzdan ziyarete de gelemedik. Geri döndüğümüzde ülkemizin dört yılda yaşadığı değişimi çok net olarak gördük. En belirgin fark neydi derseniz şöyle ifade edeyim; biz giderken televizyon dizileri furyası daha ortada yoktu. “İkinci Bahar” dizisi henüz yeni başlamıştı. Ali Haydar’ın kebaplarına, Hanım’ın mezelerinin ve ikisi arasındaki çekingen, naif ama bir o kadar gerçek aşkın kokusu yeni yeni karışıyordu biz gittiğimizde. Döndüğümüzde ise kendimizi Kurtlar Vadisi’nin Sharon Stone’lu sezon finalinde bulduk. O günden beri artan bir hızla toplumda cahil, kaba ve şiddet yanlısı karakterlerin yüceltilmesi ve rol model gösterilmesi sürüyor. Şehir eşkıyaları her yerde. Kural tanımazlık, kanun tanımazlık ve kabalık özendirilen yaşam biçimi halini aldı, alıyor. Daha geçenlerde sosyal medyada ameliyathaneye silahla giren “cesur yürek” li bir adamın hadsiz, kaba, çirkin ve cehalet dolu davranışlarını yücelterek sunan bir video dolaşıyordu. Bu kötü sahne hâlihazırda gösterimde olan bir diziden alınmış. Ne acı!

Çok şey yazabilirim bu konuda ama yazmayacağım, siz beni anladınız. 

Ben “İkinci Bahar” lı günleri, Ali Haydar’ı, Hanım’ı, Medet’i, Melek’i, Cennet’i hatta Neriman’ı özlüyorum. Ne de olsa ben kibar iyi insanların rol model gösterildiği ve hep iyilerin kazandığı bir kuşağın çocuğuyum.

QHA

Yasal Uyarı