Biliyorsunuz kitaplarımın peşinde davet edildiğim söyleşilere, sempozyumlara, panellere elimden geldiğince, enerjim ve zamanım yettiğince katılmaya gayret ediyorum. Kalben bağlı olduğum Kırım davasını da yakından takip ediyor, bu dava için çalışan herkesi görmek, tanımak ve izlemek şansına erişiyorum. Bu seferki yazımı gerek katıldığım toplantılarda gerekse sosyal medya üzerinden pek çok kereler bana sorulan bir soru üzerine yazmak istedim. Soru şu: “Ne olacak bu Kırım’ın hali? Sizce yetkililer ne yapmalı?” Bu sorunun daha geniş formunun tüm Türkiye için geçerli olduğunu söylersek hata yapmış olmayız. Bu durumda soruyu “Ne olacak bu memleketin hali?” diye genişletebilir ve bunun belki de bazılarımızın hayatımız boyunca en çok sorduğumuz veya sorulduğunu duyduğumuz soru olduğunu fark edebiliriz. 

Bugünün sorularının yanıtlarının geçmişte mevcut olduğunu tarih severler bilirler. Tarihte pek çok devlet kurmakla övünen bir milletiz. Ancak bunu tersinden de okuyarak tarihte pek çok kurulu devletimizin yıkılmasına engel olamamış bir millet olduğumuzu bilip bunun nedenlerini de görebilmemiz gerekir. Bazı kaynaklara göre de sayıları 35, hatta daha fazla olduğu iddia edilen, Cumhurbaşkanlığı forsunda da 16 yıldızla simgelenen eski Türk Devletlerinin tarihine ve nasıl yıkıldıklarına bakacak olursak dış düşmanlar kadar içte birbirimize düşürülmemizin çok etkili olduğunu görürüz. Peki sizce bundan ders almayı becerebiliyor muyuz?

Şimdi size bizim camiamızda sürekli gözlemlediğim bir sorunumuzdan bahsetmek istiyorum. Şöyle tanımlayabilirim bu sorunu; Kırım’a içtenlikle bağlı olduğunu söyleyen, Tarak Tamga’yı yanından ayırmayan insanların tüm enerjilerini, yine kendileri gibi Kırım’a içtenlikle bağlı olduğunu söyleyen ve Tarak Tamga’yı yanından ayırmayan insanlarla uğraşmaya, onlara laf yetiştirmeye, sıkıştırmaya, alt etmeye harcamaları. Bunu yapıp duran baylar ve bayanlara seslenmek istiyorum; kendinizi ne kadar işe yaramaz, anlamsız ve çirkin bir duruma soktuğunuzu görmüyor musunuz? Belli ki görmüyorsunuz da bunu yapıp durmayı sürdürüyor, yapacak onca iş varken birbirinize düşüyorsunuz. Kırım işgal altında, halkımız baskı ve zulüm görüyor, seslerini çıkaramıyor, Rus baskısı altında eziliyorlar. Bu durumda diyaspora olarak bizim öncelikli vazifemiz onların sesi olmaktır. Tarihe not düşmek, uyuyanları uyandırmak, sesimizin politika yapanlara ve erk sahiplerine ulaşmasını sağlamak, uluslararası destek bulmaktır.

İlk soruya geri dönelim;  “Ne olacak bu Kırım’ın hali? Sizce yetkililer ne yapmalı?” sorusu bana göre yanlış sorulmuş bir soru. Çünkü böyle sorulduğunda çözüme katkı sunmuyor. Kırım davasına gönül vermiş ve bu yolda gerçekten faydalı bir şeyler yapmak isteyen kişilerin sorması gereken doğru soru şu olmalı; “Ben Kırım için ne yapabilirim?” Çünkü emin olunuz herkesin yapabileceği bir şey mutlaka vardır, yeter ki yapmak istesin. Baylar bayanlar, şimdi kendinize dürüst olunuz. Sizin yapmakta olduğunuz şeyler kendinizi yüceltmek, savunmak, parlatmak, mevki makam, para pul, isim unvan elde etmek için midir? Veya yapmakta olduğunuz şeyler yanlış yaptığını düşündüğünüz başka kişilerle uğraşmak, onları yermek, üzmek veya doğru yaptığını düşündüğünüz kişileri savunup yüceltmek için midir? Yanıtınız “evet ama…” diye başlayan uzun bir cümle ise emin olunuz sizin enerjinize ve zamanınıza yazık oluyor. Bu yaptıklarınız sizin işinize yarar mı bilmem ama Kırım için hiç işe yaramayacaktır. 

Bırakınız kişilerle uğraşmayı. Bırakınız en iyi Tatarca konuşan, en iyi çiğböreği pişiren, en yüce adamları tanıyan, en saygın, en yardımsever, en gayretkeş, en üstün dava adamı olan, aslında bir yazsanız en güzel kitabı, senaryoyu, şiiri, hikâyeyi yazacak, bir söyleseniz en güzel şarkıyı, türküyü söyleyecek, bir oynasanız en güzel kaytarmayı oynayacak olan Kırım Tatarı olma iddialarınızı. Amacınız gerçekten Kırım için iyi bir şeyler yapmaksa artık bir tarafa bırakınız önünüze gelene kendinizi kanıtlama, bu kimlik üzerinden bal yapmayan arı modunda var olabilme çabanızı. 

Aynaya bakmak cesaret ister. Kendisini sevmeyen ve bilinçaltında işe yaramaz olduğunu bilen insanlar huzursuz, mutsuz ve çirkin yüzlerini baktıkları her aynada görmekle cezalandırılmışlardır. Belki de bu yüzden aynalara ve kendilerine ayna tutanlara bakamazlar. Baylar bayanlar lütfen şimdi aynaya bakınız ve kendinize şu soruyu sorunuz; “Ben sahiden Kırım için bir şey yapmak istiyor muyum?” Unutmayınız ki yüksek zekâlı beyinler kişilerle uğraşmaz, sistem kurarlar.

Sahiden bir şey yapmayı başaranlar bunun için zaman, para, emek harcamış olsalar da, her gün aynada mutlu ve gülümseyen bir yüz görmekle ödüllendirilirler. Umarım hepimizin bir gün bu ödüle ulaşması mümkün olur.

QHA

Yasal Uyarı