Nerede son bir hafta içinde uluslararası ilişkilerde inanılmaz olaylar yaşandı. İlki Brexit oldu. Daha sonra İsrail-Türkiye yakınlaşması ve Türkiye’nin Rusya’ya özür olayları geldi. İlk önce Brexit olayına bakacağız. Daha sonra İsrail-Türkiye ve Türkiye-Rusya ilişkilerindeki son dönem gelişmeleri bir başka yazımızda inceleyeceğiz. 

İngiltere 23 Haziran Perşembe günü Brexit denen halkoylamasına gitti. BREXIT iki İngilizce kelimenin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş. Britain ile Exit kelimeleri birleştirilerek İngiltere’nin AB ayrılması için yaptığı oylama tanımlanmış. Kırım’la ilk benzerliği belki de İngiltere’de halkoylaması yapılmasıydı. Tabii Kırım’daki referanduma göre daha demokratik olan ve tankların ve silahların gölgesinde yapılmayan bir referandum olması.

Brexit olayı kuşkusuz çok önemli. Birçok politikacı buna değişik tepkiler verdi. Alman Şanşölyesi Merkel ise daha soğukkanlı davrandı. Akıllara gelen soru İngilizler gerçekten ayaklarına kurşun mu sıktılar? Brexit oylaması, insanların çıkarları, akılları ve ekonomik gerçeklikler ile değil daha çok duyguları, korkuları ve psikolojik faktörler ile hareket ettiğinin göstergesi. Aslında bu açıdan da Kırım’ın Rusya tarafından işgaline benzetilebilir. Benim baştan beri savunduğum nokta, Rusya’nın Kırım’a girmesinin ardında jeo-politik, jeo-stratejik ve jeo-ekonomik nedenler, ulusal çıkar, güvenlik, NATO ve AB genişlemesi gibi unsurlarının ikinci planda olduğudur. Asıl temel sebep, Rus halkı ve politikacılarının uluslararası ilişkilerdeki inşacı kuramda belirtildiği gibi kimliklerinin, değerlerinin hatta duygularının altının çizilmesi. Brexit oylamasında İngiliz halkının göçmen karşıtlığı ve İslamofobisi üzerinden kampanyalar yürütüldü. Hatta 79 milyonluk Türkiye’nin AB üye olması ile İngiliz halkı korkutuldu. Bundan bir yıl önce İskoçya’da yapılan bağımsızlık referandumunda İskoç halkı duyguları yerine mantığı ile oy kullandı. İngiltere’nin parçası olmanın onlara daha fazla ekonomik, sosyal, kültürel ve politik katkı getireceğini düşündükleri için bu yönde oy kullandılar. Brexit’in ikinci önemli sonucu Kırım açısından Avrupa Birliği başta olmak üzere Batı’nın artık daha çok içişlerine yoğunlaşması ve dış politikada daha az aktif rol almasıdır. Bu da Kırım Tatarları ve Ukrayna’nın ister istemez Batı başkentlerinde daha az kabul görmesi sonucunu doğurabilir. İngilizlerin Batı dünyasında yarattığı bu deprem dalgası Kırım’a tsunami etkisi yapabilir ve Kırım’ın artık Rusya’dan geri alınması zorlaşabilir. Üçüncü bir etki, İngilizlerin yaptığı referandumun Kırım’daki referandumu haklı çıkarmak için Ruslar tarafından kullanılmasıdır. Putin’in hybrid (melez) savaşı için Brexit biçilmiş bir kaftan olacaktır. Brexit kullanarak Putin Rus ve dünya kamuoyuna referandumun nasıl demokratik bir yol olduğunu anlatarak Kırım’ın işgalini yasallaştırmaya çalışması beklenebilir. Dördüncü nokta, Brexit ile ortaya çıkan Avrupa’daki aşırı sağ akımların Ruslar tarafından daha fazla desteklenmesidir. Avrupa’daki neo-nazi ve aşırı sağ akımlar Rusların Kırım’ı işgaline yeşil ışık yakmaktadır. İngiltere’deki aşırı sağın partisi UKIP Başkanı Nagel nasıl Türkiye aleyhinde ise aynı derecede Rus yanlısı olduğunu söylemek de mümkündür. Brexit’in bir diğer kötü sonucu İngiltere’nin parçalanmasıdır. İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın ayrılmak için referandum yapması ve İngiltere’den ayrılması sanki Kırım’ın da bu iki bölge ile aynı statüde olduğu izlenimi uyandırarak Kırım’ın Ruslar tarafından işgalinin uluslararası arenada daha kabul görmesine yol açabilir.

Brexit’in Kırım’a olumlu etkileri de olabilir. Dünyada ekonomik durgunluğun daha da derinleşmesi Rus ekonomisi daha zora sokabilir. Bu Rusların Kırım’dan çekilmesinde katalizör rol oynayabilir. İkinci olarak, İngiltere ayrıldıktan sonra AB’nin üç ağır topu Almanya, Fransa ve İtalya daha tek-parçalı ve monolitik bir dış politika uygulayabilir. Amerika’nın AB içindeki Truva Atı olarak görülen İngiltere’nin ayrılması ile Kırım gibi krizlerde Avrupa daha bağımsız dış politika izleyebilir.

Bu sıcak yaz günlerinin bir diğer gelişmesi de İsrail ile Türkiye arasında varılan mutabakat anlaşması oldu. Ortadoğu’nun bu iki önemli ülkesinin ilişkilerini düzeltme yönünde irade göstermeleri bölge açısından bundan sonraki stratejileri değiştirecek bir gelişme. Bunun Kırım’a etkisi olabilir. Birinci olarak, bu iki ülke Suriye başta olmak üzere Irak ve İran’a karşı daha ortak bir politika geliştirme imkânı bulacaktır. Daha önce belirttiğim gibi Rusya’nın çifte çevreleme politikası ile güney ve doğusundan çevrelenen Türkiye bir anlamda İsrail ile anlaşarak daha rahat davranma ve sıkışık politikalardan çıkabilecektir. 

Yaz ayının bu son günlerindeki en önemli gelişme Türkiye’nin Rusya’da “özür” dilemesi. Türkiye’deki basın yayın organları Erdoğan’ın üzgün olduğunu belirttiğini bildiriyorlar. Rus haber kaynakları ise özür kelimesini kullanıyorlar. Bu tamamen İngilizce hem üzgün hem özür anlamında kullanılan “sorry” sözcüğünden kaynaklanıyor. Erdoğan’ın Putin’e gönderdiği mektupta sorry kelimesi mutlaka var. Ruslar bunun özür olarak alıyorlar. Dikkat edilirse bu gelişmenin İsrail ile anlaşma yapılmasının hemen ardından gelmesi çok stratejik ve manidar. Çünkü İsrail ile yapılan anlaşma İsrail kamuoyu açısından zor kabul edilebilir bir durum. Onlara göre Mavi Marmara’dakiler terörist ve İsrail karasularını ihlal eden yabancı teröristler. Bu teröristlere 20 milyon dolar tazminat verilmesini kabul ettiler. İkincisi, kendilerinin terörist örgüt kabul ettikleri Hamas’ın kontrolündeki Gazze Şeridi’ne Türkiye ilk etapta 10 milyon ton insani yardım yapacak ve Filistin’de bir hastane inşa edecek. Daha da ileriki aşamada Türkiye Gazze’nin yıkılan altyapısını özellikle su ve elektrik dağıtım şebekelerini tekrar inşa edecek. İsrail kamuoyu için bu yenilir yutulur bir şey değil. Son bir husus, Erdoğan’ın Rusya’dan özür dilemesi gibi Netanyahu da Erdoğan’dan özür diledi. 

Türkiye açısından Rusya’ya tazminat verilmesi ikinci adım olacak sanırım. Erdoğan Kremlin’e gönderdiği mektubunda Rusya’dan “dost” ve “stratejik ortak” olarak da bahsetmekte. Kremlin’in websitesinde yayınlanan mektupta özellikle düşen Rus uçağındaki pilotların ölmesi üzerinde duruluyor. Cenaze işlemlerinin nasıl itina ile yapıldığı ve düşen Rus pilotunun ailesinin Türk ailesi olarak görüldüğü de belirtilmiş ve ailenin acısının hafifletilmesi için her türlü tedbirin alınacağının altı çizilmekte. Daha da ileri gidilerek düşen Rus uçağından atlayan pilotu öldüren Türk vatandaşı içinde ceza soruşturmasının başlatıldığı da belirtilmiş. Rus haber sitesinde birkaç kez belirtilen unsur “a stab in the back” ifadesi. Sırtından bıçaklanmak. Putin Erdoğan’nın kendisini sırtından bıçakladığını düşünüyor. Bundan önceki yazımda belirttiğim gibi Putin’in Erdoğan’ı kolay kolay affedeceğini ve Erdoğan-Putin ilişkisinin eski düzeyine gelebileceğini sanmıyorum. Fakat Erdoğan çok iyi bir hamle yaparak İsrail basınının “Erdoğan’ın Zaferi” olarak duyurduğu anlaşmanın ardından Rusya ile ilişkileri iyileştirme adımları atmıştır. En azından Türk kamuoyuna şu mesaj verilmekte. Evet Ruslardan özür diledik ama Amerika’nın Ortadoğu’daki dostu ve müttefiki İsrail’den de tüm istediklerimizi aşağı yukarı elde ettik. İsrail-Türkiye yakınlaşmasının yarattığı rüzgâr ile Türkiye-Rusya yakınlaşmasının da yolu açılmış gözüküyor.  

İsrail-Türkiye ilişkilerini detente edecek anlaşmanın kazanını, Erdoğan ve Hamas’tır. Geçen Cuma Hamas lideri Halit Maşhal ile Türkiye Devleti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüştükleri bildirilmişti. Jerusalem Post’taki yorumlara göre, kazanan statüko yani Hamas ve Erdoğan ile İsrail’in ilişkileri değişmeyecek. Sadece kamuoyu önünde açıkça tartışan iki eski dost hala kapalı kapılar ardında kendi yakın çıkarları (İsrail ile için Hamas ve Türkiye için PKK) konularında anlaşamamaya devam edecekler gözüküyor

Ama Rusya konusunda Türkiye kaybetti. CNN yayınlanan röportajında Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Rus uçağının düşürülmesinden dolayı özür dilenmeyeceğini belirtiyordu tarihler 24 Kasım 2015’i gösterirken. Ancak Türkiye yaklaşık 7 ay sonra Rusya’dan özür diledi. Bunun nedenleri belli. Türkiye dış politikada özellikle Suriye’de kurulan Kürt oluşumuna karşı bu adımı atmak zorunda kaldı. Hem Amerika’nın hem Rusya’nın desteğini alan PYD’ye karşı Türkiye Suriye’de Esed’e değil PYD’ye öncelik veriyor. İçeride PKK karşı sürdürülen terörizmle savaşta Türkiye’nin elini güçlendirmesi gerekiyordu. Ekonomik kayıplar özellikle turizmin ve ihracattaki durumda etkili olduğunu herkes söylüyor. Ama Rusya ile ilişkiler düzelse bile hem turizm hem ekonomik açıdan eski günlerine geleceğini sanmak hayal olmalı. Bana göre, Erdoğan özür dilediği ile kalacak. İleriki günlerde vereceğimiz tazminata rağmen Rusya ile ilişkileri düzeltmenin yararı olmayacağı sonraki günlerde görülecektir.

Kırım’a etkisi açık ve net. Artık Türkiye’den Kırım Tatarlarına verdiği desteği azaltmasını beklemek mümkün. Zaten Gazze’ye ve Filistin’e yardım yapılacağı ve Hamas’la ilişkilerin daha da düzeleceği bir ortamda üstüne üstlük Rusya ile ilişkilerin düzelme yolunda ilerlediği konjonktürde, Kırım Tatarlarının Türkiye’den bir şey beklememesi gerekir. Kısaca, Kırım “Out” Filistin “In” olacak.

QHA

Yasal Uyarı