ANKARA (QHA) 7 ARALIK 2018 -

Her devlet kendi resmi tarihini okullarda öğretir, ilkokuldan yüksek lisans dahil olmak üzere, öyle değil mi? Resmi olan, arşivlere geçmiş olan tarihin oradan buradan kırpılarak her devlet kendine göre bir tarih çizelgesi çıkartır, müfredata girer, sonra öğretmenlerin üzerine düşen ağır yük ise çocuklara verilen tarihi bilgileri ezberletmek, gurur duymalarını sağlamaktır.  Her devletin tarihi kendi çıkarları çerçevesinde öğretildiğinden kahraman olanlarda, her savaşı kazananlarda kendileridir. Ingilizler üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk olmaktan gurur duyar, sömürge olarak görmez gittikleri uzak coğrafyaları, onlar medeniyet götüren beyaz adamlardır. Ingiltere sistemi, krallarını, kraliçelerini, Tütor dönemlerini, Viktoria dönemlerini, Ingiltere tarihini  okullarda öğretirken eğlenceli hale getirir. Öğretilen dönemin kıyafetlerini giyip giderler mesela okula, maskeli balolalara gider gibi. Viktoria zamanı yapılan yemekleri yapmayı denerler mesela. Sekinci Henry’nin ilk karısını boşayarak metresi ile evlenebilmesi için kilisesini ayırması ise çok olağan bir durum gibi öğretilir. Hatta şarkısı vardır boşandı, kellesi gitti, öldü, boşandı, kellesi gitti, yaşadı..

İngilizler tarihlerinin her yönüyle gurur duyar, iyisiyle kötüsüyle her noktasına sahip çıkar ve sağlam İngiliz milliyetçisidir.

Ürdün’de bulunduğum bir yıl içerisinde Arap arkadaşlarla bir gün yemek yerken avukat olan arkadaşımız bana: “siz Türkler, ülkeme (Ürdün’ü bahsediyor) tren yolu yapıyoruz bahanesiyle ağaçlarımızı kesip yok ettiniz!” demez mi? Demek tarih kitaplarında gaddar Türkler hem sömürdü (petrollerini kullandığımızı öğretiyorlar galiba ki petrolun ne işe yaradığını bilseydik çağları birer değil, ikişer ikişer atlardık) hem de ağaçları, ormanları yok etti öğretileriyle beyinleri dolduruluyordu. Böyle saçma bir konuyla muhatap kaldığım için şaşırmıştım. Dalga geçerek, “kusura bakma Istanbul’dan kesip getirmemiş miyiz Hicaz Tren yolu için kurulan raylardaki ağaçları, hani sizin patlatıp imha ettiginiz tren yolunu? Sahi senin baban, sen ağaç dikmiş olsaydınız şimdi Ürdün ormanlık bir yer olurdu böyle kurak olmazdı, şimdiye kadar siz ne yaptınız, ağaç ekilecek alanları temizlemeye, taşlarını ayıklamaya mı uğraşıyor sunuz hala?” dedim ama beni bir düşüncedir aldı. Yedi düvele karşı savaşmış olan biz, Yurtta Sulh Cihanda Sulh derken acaba dünyada bizim tarihimiz, biz nasıl öğretiliyorduk?

Daha önemlisi biz bize nasıl öğretiliyorduk? Bizim kendi tarihimiz kendimize nasıl gösteriliyordu? Okullarda verilen tarih dersleri, tarihleri ve savaşları ezberlemekle, anlaşma şartlarını birer birer ayet ezberler gibi ezberleyerek sınavlardan not alıp geçmeyle ibaret değil miydi? Tarih derslerinden nefret ettirilmiyor muyduk? Bir de üstüne üstlük Kırım Tatarı iseniz koskoca tarihiniz yok sayılıp köprü olayına getirilip, hain edilmekle kalmaz mıydınız? Canı ağıran, doğru olmadığını anlayan ve anlatmak isteyen insanlarımız kendi imkanları ile ansiklopedileri karıştırır, makaleleri okur ve çevresine anlatmaya çalışırdı. Öyle bir lanse edilir ki köprü olayı, sanki küçük bir çocuğa “oğlum sen bekle, geliyorum simdi” denmiş ve o küçük çocuk beklemeden bırakmış, gitmiştir, değil mi? Ve bu hilkat garibesi düzenbaz deli saçması hikayeye inananlar o kadar çok ki, aynı bizim Ürdün’lü avukatın saçmaladığı  gibi.

Ingiliz Profesör Orlando Figes’in Kırım Savaşı kitabını hazırlarken kendisine Başbakanlık Osmanlı Arşivinden ilgili belgeleri okuyarak tercüme ediyordum. Ingilizler ile Rusya arasında 1853-1856 yıllarında yer alan Avrupa için çok önemli olan bu savaşta biz Türklerde, Kırım Tatarları da yer almışızdır ve hatta Ingiliz hemşiresi Florence Nightingale ile bile onur duyar duruma gelmişiz. Arşivlerde dikkatimi çeken şey herşey en ince detayına kadar not alınmış olmasıydı. Trabzon’dan şehit düşen Ali efendinin ailesine verilen kömürün kaç ton olduğu bile kayıt edilmiş. Elbette Viyana Köprüsü olayı da en ince ayrıntılarıyla kayıt edilmiştir. Gereksiz ve saçma bir karalamayla tarih kitaplarına cımbızla çekilmiş  yalan yanlış bir öğretinin bizim milli ders kitaplarında yer almasının sebebi nedir? Hangi büyük devlete hizmet ediyor?  Koskoca Kırım Hanlığı neden Türk tarihinin içerisinde  öğretilmiyor? Kırım Hanlığı’da Fatih Sultan Mehmet zamanında iç işlerinde özgür olarak Osmanlı’ya bağlanmıştır ve 1478 den 1774,’e kadar Altın Orda'nın en uzun, en kadim Türk Hanlığı olduğu Osmanlı Tarihi öğretilirken yer almamasının sebepleri nelerdir? Kırım’ın son beş yıldır Rusya’nın işgali altında olmasından dolayı Kırım Tarihi Ukrayna’da kendi tarihlerinin bir parçası olarak okutulması öngörülüyor. Bir yandan da, Rusya Kırım’ın ilhakini kabul ettirmek için bizim Kırım Hanlığımıza sahip çıkmak ister. Hansaray’a yaptıkları restorasyondan belli degil mi? Halbuki Hansaray Topkapı Saray’ının bir örneğidir. Hansaray Kırım Tatar Türklerinin dünya görüşünü yansıtır. Yaşayışımızı, medeniyetimizi gösterirken biz mimariye sahip çıkmadığımız gibi tarihimize de sahip çıkmazsak yüzyıllardır savaştığımız millet kendi tarihlerinin bir uzantısı, bataklıkta yaşayan barbarlara medeniyet getirdiklerine inandıkları bir tarih öğretisiyle çıkacaklar karşımıza.  Çok geçmeden bu uyduruk tarihe inanlar da çıkacaktır elbette. Rusya ile Türkiye’nin asırlardır dost olduğu algısını yerleştirmeğe uğraşan çıkarlarını düşünenler olduğu gibi.

Sorarım Kırım Tatar Hanlığı tarihi hangi devletin resmi tarihinde yer almalı?

QHA

Yasal Uyarı