Değerli okurlarım, bu platformdaki yazılarımda daha çok romancı kimliğimle edindiğim bilgileri ve fikirlerimi sizlerle paylaşıyorum. Ancak belki bazılarınızın dikkatini çekmiş olabilir ben aynı zamanda bir tıp doktoruyum. Bugün hekim kimliğimle hazırlamakta olduğum bir projeyle ilgili olarak çalışırken sizlerin de dikkatini çekebileceğini düşündüğüm bir konuya denk geldim, onu bu yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum. Konumuz “İnsan Mikrobiyom Projesi”.

Nedir “Mikrobiyom” kabaca özetleyeyim; vücudumuzda bizimle birlikte yaşamını sürdüren pek çok bakteri ve mikroorganizma var, hatta sayıları o kadar fazla ki neredeyse vücudumuzda var olan her bir hücremize karşılık bir o kadar da bakteri hücremiz var. Yani aslında vücudumuzdaki bakteriler bizim pek tanımadığımız önemli bir organımız gibi. Bizimle birlikte yaşayan bu mikroorganizmaların tümüne “Mikrobiyom” deniyor. Mikrobiyomumuz sayesinde sindirimimiz kolaylaşıyor, vücudumuzda üretilmeyen bazı besinleri mikrobiyomumuzdaki mikroorganizmalar üretip bize sunuyor, bir yandan da hastalık yapıcı mikroorganizmalardan mikrobiyomumuz sayesinde korunuyoruz. Nasıl ki her insanın hücrelerinin genetik yapısı farklı ise, her insanın mikrobiyomunda yer alan bakterilerin de genetik yapıları birbirinden farklı.  İşte mikrobiyomda yer alan mikroorganizmaların gen haritalarını çıkarmak üzere yapılan bir çalışma “İnsan Mikrobiyom Projesi”. Bu proje sayesinde tıp dünyası şimdiye dek anlayamadığı bazı hastalıkları çözmeye başladı. Buradan yola çıkılarak geliştirilen yeni tedaviler de yolda. Projeyi 2008 yılında Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) başlattı ve ABD’nin çeşitli üniversitelerinin katılımıyla bu proje tam hız yürüyor. Merak edenler daha ayrıntılı bilgiye "Human Microbiome Project" başlıklı siteden ulaşabilirler. 

Bu projeden şimdiye dek edindiğimiz en önemli pratik bilgiler nelerdir derseniz ilk söylenmesi gereken çok mecbur kalmadıkça antibiyotik kullanmamamız gerektiği. Çünkü antibiyotikler genellikle iyisine kötüsüne bakmaksızın tüm mikroorganizmaları öldürerek bizi önemli bir organımızdan; mikrobiyomumuzdan ediyor. Bir diğer konu da beslenmenin önemi. Çünkü yediklerimiz, içtiklerimiz yani tükettiğimiz gıdalar mikrobiyom üzerine çok etkililer. Şimdi müsaadenizle bu konuyu Kaşgarlı Mahmut’a, oradan da esas meramıma bağlayacağım. “Yok artık! O nasıl olacak?” demeyin, yoğurt sayesinde olacak. 

Bazı gıdalar mikrobiyomumuz için çok kıymetli bir yere sahip. Yoğurt bunlardan biri. 

Yoğurt sütün bakterilerce fermente edilmesi sonucu oluşuyor. Yoğurt ve benzeri fermente süt ürünlerinin tüketimi ihtiva ettikleri ve mayalanma sırasında oluşmuş bakteriler nedeniyle bağırsak mikroflorasını olumlu yönde değiştirerek zararlı bakterilerin çoğalmasını önlüyor. Nobel ödüllü Rus bilim insanı Elie Metchnikoff (1845-1916), Bulgaristan ve Kafkaslar’da yaşayan insanların uzun ömürlü oluşunu bu yörelerde yoğurt ve fermente süt ürünlerinin yaygın tüketilmesiyle yaşlanmanın yavaşlamasına bağlayan bir teori ortaya atmış. Teorinin temeli süt şekerinin fermentasyonu sonucu ortaya çıkan laktik asitin bağırsak pH’sını (asitliğini) düşürerek özellikle proteinleri parçalayan zararlı bakterilerin çoğalmasını önlediği savına dayanıyor. Tarihte Fransa Kralı I. François’nın (1494-1547) bir türlü geçmeyen ishale yakalandığı ve o sırada padişah olan Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) gönderdiği bir doktorun kendisini yoğurtla tedavi ettiği yazılı. Hatta bu tedavi ile sağlığına kavuşan I. François yoğurdun Avrupa’da yayılmasını sağlamış. Yazılı kaynaklarda yoğurt ilk olarak 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut’un Divânü Lugat-it Türk ve Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig isimli eserlerinde yer alıyor. Bu eserlerde Türklerin yoğurdu yaptıkları ve tükettikleri bildiriliyor. 

Zaten bu nedenledir ki “yoğurt” kelimesi pek çok yabancı dile Türkçe’deki gibi “yogurt” olarak girmiştir.
  
Çünkü buluşu yapan adını koyar!

“Mikrobiyom Projesi” kelimeleri de bu yüzden doğal olarak Türkçe değil, İngilizce. Aslına bakarsanız bilimsel istikrar ve ilerlemenin temelinde yatan plan, proje ve disiplin kelimeleri de Türkçe değil, Türkçe’de yerleşik karşılıkları da yok, böyle kullanıyoruz. 

Yabancı dillerde veya bilim dünyasında adını bizim koyduğumuz kaç kelime var? Bilmem esas meramımı anlatabildim mi?

QHA

Yasal Uyarı