ANKARA (QHA) -

Savunma sanayii, güvenlik, teknoloji ve istihbarat alanındaki analizleriyle sosyal ve geleneksel medyada adından sık söz ettiren Arda Mevlütoğlu, QHA'ya verdiği röportajda Kırım ve Türkiye'yi değerlendirdi. Rusya'nın son on yılda yaptığı hamlelere dikkat çeken Mevlütoğlu'na sorularımız ve değerli cevapları:

 

-Kırım'la sosyal, kültürel ve soy bağlarımızın farkındayız. Fakat başka açıdan bakarsak, Kırım’ın Türkiye için askeri ve stratejik anlamda önemi nedir?

Kırım, Karadeniz'in içine doğru uzanan bir yarımada olarak, bölgenin kontrolü için kilit derece öneme sahiptir. Kırım Yarımadası, Karadeniz ve bölgesine yönelik askeri ve istihbari operasyonlar için bir ileri üs vazifesi görmekte. Benzer şekilde, Rusya'ya yönelik gerçekleştirilecek her türlü askeri ve istihbari harekâtın önlenmesi ve savuşturulması için de büyük değere sahip. Bu vasfından dolayı Kırım'a, Karadeniz Havzası'nın kilidi yakıştırması yapılabilir.

Dolayısıyla Kırım, Ukrayna üzerinden Rusya'nın veya başka bir ifadeyle Avrasya'nın kalbine giden yolun kapısıdır.

 

-Rusya’nın, Kırım üstünde silahlandırma yapması Türkiye için gelecek zamanda nasıl bir tehdit oluşturabilir? Eğer bir tehdit oluşturuyor ise Türkiye ne gibi önlemler almalıdır sizce?

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Rus ordusu uzun süren bir duraklama dönemine girdi. Bundan, Karadeniz Filosu da nasibini aldı. Nitekim bizzat Rus yetkililer tarafından Karadeniz'de hakimiyetin Türkiye'ye, daha doğrusu Türk Deniz Kuvvetleri'ne kaybedilmiş olduğu ifade edilmiştir. Ancak son yaklaşık 10 yıllık dönemde Rusya, silahlı kuvvetlerinin modernizasyon ve yeniden yapılandırılmasına büyük kaynaklar ayırmakta. 

Kırım'ın ilhakından hemen sonra Rusya yarımadaya çok sayıda asker ve teçhizat yerleştirdi; bölgedeki elektronik istihbarat altyapısını kuvvetlendirdi. Bu takviye, bölgedeki güç dengesi bakımından Türkiye'nin aleyhinedir. Rusya'nın Kırım'a konuşlandırdığı modern savaş uçakları, kıyı konuşlu gemisavar füzeleri, hava savunma sistemleri ve yeni savaş gemileri, deniz ve hava kuvvetleri için yeni tehditlerdir. İlaveten, son dönemde Rusya'nın, Karadeniz'in güneyindeki keşif, gözetleme ve istihbarat görevli uçuşlarını artırdığı gözlenmektedir. Bu uçuşların, Türk ordusunun bölgedeki konuşlanması ve hareketlerini tespit etmek ve Sinop'ta gerçekleştirilen füze denemeleri hakkında bilgi toplamak maksatlı olması muhtemeldir. 

Kırım'a yapılan askeri yığınak, Türk deniz ve hava kuvvetlerinin bölgedeki üstünlük ve hakimiyetine karşı bir risk teşkil etmekte. Özellikle deniz karakol ve keşif - gözetleme maksatlı uçakların, uzun süre havada kalabilen insansız hava araçlarının (İHA), korvet ve karakol gemilerinin sayılarının artırılması; uzun menzilli hassas güdümlü silah sistemlerinin envantere alınmaları etkili bir yanıt olacaktır. Zaten Türkiye'nin halen yürütmekte olduğu savunma tedarik ve modernizasyon programları da bu kalemleri kapsamakta.

 

-Rusya’nın Kırım’a yolladığı savaş gemileri Karadeniz’de durumu nasıl etkiler peki?

Karadeniz Filosu'na yapılan yatırımlara baktığımızda dikkat çekici bir trend var. Özellikle denizaltı filosuna büyük önem verildiği görülüyor. Uzun süre yalnızca bir adet Proje 877 sınıfı bakımsız denizaltıya sahip filoya, altı adet yeni nesil Proje 636.3 Varşavyanka sınıfı denizaltı katıldı. Projenin son denizaltısı Kolpino 24 Kasım günü hizmete girmişti. Bu denizaltılar, Kalibr tipi uzun menzilli seyir füzesi ateşleyebilme kabiliyetine sahip. Suriye'deki Rus harekâtını desteklemek için Doğu Akdeniz'den bunları ateşlemişlerdi kısa süre önce.

Öte yandan suüstü filosu için Proje 21630 Buyan M sınıfı korvetler ve Proje 1135.6M Admiral Grigoroviç sınıfı firkateynler inşa ediliyor. Bu gemiler de aynı şekilde Kalibr seyir füzeleri ile donatılabiliyor; Buyan M sınıfı botlar da yine Suriye'ye bu füzelerden ateşlemişti.

Bahsi geçen gemilerden özellikle denizaltılar, sahip oldukları sessizlik, gizlilik ve uzun menzilli füze ateşleme kabiliyetleri ile bölgedeki güç dengesi üzerinde büyük etkiye sahiptirler. Bu altı modern denizaltı, Karadeniz'deki tüm deniz trafiğini tehdit edebilir; seyir füzeleri ile de Karadeniz Havzasındaki pek çok stratejik hedefi vurabilir. 

 

-Türkiye’nin, Suriye’de Rusya ile yaptığı muhtemel bir işbirliği, Türkiye’nin güncel Kırım politikalarında bir değişikliğe gitmesine neden olur mu ?

Günümüzde, Soğuk Savaş'ın iki kutuplu, keskin ve net sınırlarla ayrılmış çift cepheli ortam ve koşulları geçerli değil. Uluslararası ilişkilerde, jeopolitik kurgularda sınırlar ve alanlar daha muğlak. Bu, şu demek, iki ülkenin bir bölge, konu ya da ihtilafta çakışan çıkarları, başka bölge ya da konuda paralellik gösterebilir. Türkiye ve Rusya'nın Suriye konusundaki çıkarları, öncelikleri ve politikaları; Kırım ya da başka bir bölgede aynı şekilde çatışmak (veya benzeşmek) zorunda değil. Şüphesiz ki ilişkilerin iklimi ya da gerilim seviyesi nedeniyle tüm ikili konular etkilenecektir ama Suriye'deki durum, Kırım'dakini kesinlikle etkiler demek zor.

 

-Rusya dışarıdan silah teknolojisi bakımından güçlü gözüküyor, bunun doğruluk payı nedir?

Yukarıda bahsettiğim modernizasyon ve yeniden yapılanma sürecinde Rusya, savunma sistemlerinin ArGe ve üretimine yönelik altyapısını geliştirmek için büyük yatırımlar yaptı. Hem insan kaynaklarını, hem de laboratuar ve üretim tesislerini modernize etmeye başladı. Bu kapsamda Almanya, Fransa, İtalya gibi Avrupa ülkeleri ile çok yakın işbirlikleri geliştirdi; teknoloji transferi, hazır alım ve lisans altında ortak üretim modelleri işletilmeye başlandı. Ancak Ukrayna Krizi ve Kırım'ın ilhakı üzerine Batı'nın uygulamaya başladığı yaptırımlar, bu işbirliklerinin sonunu getirdi. Öte yandan Ukrayna'da tedarik edilen başta uçak ve gemi motorları olmak üzere pek çok kritik alt sistem ve bileşenin gelmesi durdu. Bu nedenle Rus savunma geliştirme ve üretim projeleri ciddi derecede etkilendi: Özellikle askeri gemi inşa sektörü en büyük zararı gördü.

Rusya, savunma teknolojileri alanında halen pek çok konuda son derece ileri bir konuma sahip. Ancak çağın gereklerine uyum sağlama konusunda zafiyetleri var.

 

-Rusya’nın Kırım’a S300 hava savunma sistemi kurması sizce ne anlama geliyor?

S-300 ailesi hava savunma sistemleri, hedef tespit ve teşhis radarları ile füzelerinin uzun menzili sayesinde çok geniş bir alanı kontrol edebiliyor. Bu sistemlerden Kırım'a yerleştirilmesi, Karadeniz'deki hava trafiğinin kontrolü açısından Rusya'ya büyük avantaj sağlayacaktır. Barış zamanında Karadeniz'in çok büyük bir kesimindeki askeri ve sivil hava trafiğinin izlenmesi, olası bir çatışma durumunda da Kırım'ın tamamı başta olmak üzere bölgenin büyük kısmındaki düşman hava araçlarının vurulması mümkün olabilecektir.

 

-Biraz da Balkanlara uzanalım. Rusya'nın agresif tutumu Karadeniz ülkelerinin yakınlaşmasını sağlar mı? Bu bağlamda Bulgaristan ve Moldova'daki seçimleri nasıl değerlendirirsiniz?

Rusya'nın son dönemde sergilediği politikanın kısa vadede en belirgin sonucu, Doğu Avrupa ülkelerinin savunma alımlarına ayırdıkları bütçelerin artırılması oldu. Polonya ve Baltık ülkeleri buna örnek olarak gösterilebilir. Benzer şekilde Doğu Avrupa ülkelerinin NATO ve özellikle ABD ile ilişkilerinde kayda değer bir ilerleme görülüyor. Romanya ve Bulgaristan örneklerinde olduğu gibi eğitim ve tedarik anlaşmaları, gemi ve birlik ziyaretleri, ortak tatbikatların sayısında büyük artış var.

Askeri - stratejik cephedekine paralel olarak, politik arenada da Rusya ve Batı arasında artan bir rekabet söz konusu. Bahsettiğiniz her iki seçimde de Rusya'ya yakın adaylar, Bulgaristan'da Rumen Dadev, Moldova'da ise İgor Dodon seçimleri kazandı. Her iki seçimin de sessiz sedasız, yumuşak bir şekilde gerçekleştirilmiş olduğunu söyleyemeyiz. Dolayısıyla bu seçimler, hem bu iki ülke hem de bölgedeki diğer ülkelerde yakın gelecekte siyasi çalkantılar ve hatta krizlerin habercisi olabilir. Rusya, Karadeniz Havzası'ndaki hakimiyetini pekiştirmek ve NATO'nu bölgedeki etkisini kırmak için; karşılığında da NATO (ve ABD) bölgedeki varlığını pekiştirmek için şiddeti artan bir "politik vekalet savaşı" yürüteceğe benziyor.

 

Son zamanların ciddi tartışma konusu: Türkiye'nin askeri&stratejik açıdan NATO'dan uzaklaşıp Şangay'a yakınlaşması mümkün mü? Bu konuya dair neler söylersiniz?

-Kısa ya da orta vadede bu denli radikal bir yönelme öngörmüyorum. Bunun için en başta Türkiye'nin askeri ve sivil bürokrasisi ile ulusal güvenlik mekanizmasının bu kırılmayı yönetebilecek şekilde pozisyon almış olması gerekir. Başka bir deyişle baştan aşağı tüm ulusal savunma ve güvenlik sisteminin, NATO'dan bağımsız; başka bir pakt ile işbirliği içinde çalışabilecek akademik, entelektüel ve sosyo-psikolojik altyapısı ve hazırlığı bulunmalıdır. Mevcut ortam ve şartlarda ne böyle bir hazırlık seviyesinin ne de altyapının bulunduğunu iddia etmek mümkün değil.

 

Arda Mevlütoğlu Kimdir?

1980 Çorum doğumlu Mevlütoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi Uzay Mühendisliği bölümünden lisans; Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Politikaları bölümünden yüksek lisans derecelerine sahiptir. 2004 yılından bu yana savunma sanayiinde modelleme - simülasyon, insansız hava araçları ve uzay sistemleri projelerinde farklı görevler almıştır. Halen uluslararası bir ticaret ve danışmanlık şirketinin, savunma programlarından sorumlu genel müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Savunma teknolojileri, ulusal güvenlik ve istihbarat konularındaki çalışmalarını yayınladığı Siyah Gri Beyaz adlı blogun sahibidir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Söyleşi: Berkay Bigeç

QHA