ANKARA (QHA) 31 ARALIK 2018 -

Blog yazarı "temirqaya"nın kaleme aldığı "Ne Rusya ne Ukrayna" Safsatası Hakkında başlıklı analiz, Rus propagandasının Türkiye uzantılarının hedeflerine dikkat çekiyor.

Temirqaya isimli blogda 23 Aralık'ta yayımlanan analizin tam metni şöyle:

Daha önceki yazılarımızda çokça işlediğimiz bir konu ama tekrarlamakta fayda var. Kırım Tatar camiasında belli konularda bilgi kirliliği görülüyor. Bilhassa işgal sonrası Rusya’nın dünya çapındaki propaganda makinasının Türkiye uzantılarının Kırım meselesine özel bir önem verdiği artık belirgin bir şekilde ortada. Bu propaganda karşısında çoğumuz sağlam dursak da savrulmalara dikkat etmek gerekiyor.

Rusya’nın propagandası Sovyet döneminde tek koldan çalışırdı. Hedeflediği sempatizan kitlesi sadece sol görüşlü insanlarımızla sınırlıydı ve onlarda bile tam anlamıyla etkili olamazdı. Komünizmin yıkılışıyla birlikte rüzgar bir süreliğine dinmiş gibi olsa da Putin’in iktidara gelişiyle birlikte bu propaganda makinası eskisinden daha güçlü bir halde tekrar sahneye çıktı. Bu sefer hedef sadece sol kanat değildi. Toplumun her kesimine sızmayı deniyorlardı. Merkeze, apolitiklere, milliyetçilere, milliyetçi olmayanlara, islamcılara, sekülerlere, Cihangir semtinin gökkuşağı bayraklı solcularından yeni kuşak ırkçılara kadar toplumun her kesimine ulaşmak için farklı formülleri, hikâye paketleri vardı.

2014 Şubat ayı itibariyle Rusya’nın hedefi belliydi. Kırım’ı bir oldu bittiyle işgal edecek, referandum tiyatrosunu kendince hukuki bir kılıfa uyduracak, dünyadan bir tepki görmeyecek ve 2-3 sene içinde bu defteri kapatıp bütün dünyaya “Olan olmuş, tadımızı kaçırmaya değmez” dedirtecekti. Bu sayede zorbalığı yanına kâr kalacak ve Dugin’in “Ufkumuz Lizbon’a kadar” hedefinin ilk adımını başarıyla uygulamış olacaktı. Dugin’in, Rusya’nın hedeflerini açıkça belirttiği yazısına bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Rusya’nın hesabı tutmadı. 2014’ten başlayarak her yıl Birleşmiş Milletler oylamalarında ezici çoğunluk kararıyla kınandı. Kırım’daki işgalci politikalarına gösterilen tepkide başı çeken Kırım Tatarlarını boş vaadlerle kandırmaya çalıştı ama tutmadı. Tutmadıkça şiddete, mafyatik yöntemlere başvurdu. Kırım Tatarları kaçırıldı. Kaçırılanların bazıları katledildi ve işkence edilmiş cesetlerine ulaşıldı. Bazılarına hiç ulaşılamadı. Bazıları da tehdit edilerek, dövülerek ormanın ortasına bırakıldı. Ev baskınları hiç durmadı. Protesto hareketlerine karşı düzmece davalar açılarak vatandaşlarımızı yıldırmak için her yola başvuruldu ama Kırım Tatarları pes etmedi. Konuyla ilgili Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi tarafından 10 Aralık 2018 tarihinde yayınlanmış olan “İşgal Altındaki Kırım’da İnsan Hakları İhlalleri ve Rusya Federasyonu’ndaki Genel İnsan Hakları İhlalleri Hakkında” adlı rapora bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Dünyanın bir çok ülkesine dağılmış Kırım Tatarları da bu süreçte işgale karşı duruşlarını hiç değiştirmedi. Rusya şansını bir çok yoldan denedi. Akla hayale gelmeyecek propaganda yöntemlerine başvurdu. Bu propaganda yöntemleri içinde son günlerde en sık duyulanı herhalde “Ne Rusya ne Ukrayna, yaşasın bağımsız Kırım Tatar devleti” şeklinde özetlenebilecek slogandır. Yoldan geçen bir vatandaşa bu cümleyi söyleseniz size “Nesi kötü ki bunun?” cevabını verebilir. Bağımsız Kırım Tatar devleti istemenin neresi kötü olabilir ki? Neden bu Rus propagandasının söylemi olsun?

İsterseniz bu konuyla ilgili yorumlarımızı maddeler halinde sıralayalım:

1-Böyle bir seçeneğimiz şu an için bulunmuyor

Önümüzde üç seçenek varmış. Bunların biri Rusya, biri Ukrayna, biri bağımsız Kırım Tatar devletiymiş şeklinde bir algı oluşturuluyor. Aslında bu soru bir asgari ücretlinin “İşe neyle gitsem? Bu tipide kuduz köpeklerin kol gezdiği bir yolda 50 km yolu yürüsem mi, otobüse mi binsem yoksa 500 bin liraya Bmw alıp onunla mı gitsem?” sorusundan çok farklı değil. Elbette Bmw almak en güzeli ama gerçekçi olmaması gibi küçük(!) bir sorun var.

Bugün Kırım’daki Kırım Tatar nüfusu 250 bin civarında. İşgal sonrasında Rusya’nın 100 bin civarında Rusu yığdığı Kırım’da. Özetle sosyokültürel açıdan Rusya standartlarında bile dibin de dibi olan, çoğu fanatik ve şiddete meyilli 1,5 milyon Rusa karşı 250 bin Kırım Tatar ve 350 bin civarı Ukrain bulunuyor Kırım’da. Bu nüfus yapısıyla 2018 yılı itibariyle Kırım’da bağımsız bir Kırım Tatar devleti kurmak mümkün müdür? Bilen biri varsa slogandan, hayal edebiyatından uzak stratejisini bir zahmet açıklasın. Bunca yıldır edebiyatı yapılıyor ama ayakları yere basan bir cümleye rastlamadık henüz. Dahası geçtik eli silahlı Stalinist kafadaki Ruslara karşı bunu yapmayı, her şeyin hukuka uygun işlediği ideal bir demokratik düzende bile Kırım Tatarlarının yönettiği bağımsız bir Kırım Tatar devleti bu nüfusumuzla kısa vadede erişilebilir bir hedef değildir. Göz aldanmasıdır. Kırım Tatarları için kısa ve orta vadedeki en mantıklı strateji dillerinin, kültürlerinin, kimliklerinin tehdit altında olmadığı, milli mekteplerini açabildiği, dünyaya hesap verebilir bir yönetim altında nüfuslarını sürekli arttırmak, dağılmadan, savrulmadan, yeni kuşakları kimliğine bağlı bir şekilde yetiştirmektir. Bu, kaba kuvvete güvenerek hiç bir şart altında dünyaya hesap vermeyen, tarihteki bir çok soykırım ve sürgün hareketi yanına kâr kalan ve 1783’ten beri Kırım Tatarsız Kırım hayalinden hiç vazgeçmeyen Rusya’nın sınırları içinde kesinlikle mümkün değildir. Bu açıklamayı yapıp kısa vadede bağımsız Kırım Tatar devletinin hayal olduğunu her anlattığımızda aldığımız cevaplar “Bizim imanımız var, şanlı tarihimiz var, yüreğimiz yeter” tipi hamasi cümlelerden oluşuyor. Elbette bizde hepsi var ama bunlar akıl, sağduyu ve gerçekçi stratejilerle biraraya gelmediğinde işe yaramıyor.

2-Ukrayna’nın uşağı olan yok

Bir de şu geyik başladı : “Biri Rusya’nın uşağı, biri Ukrayna’nın. Biz hiçbirinden yana değiliz.” Cümle daha baştan ofsaytta. İşgalci Rusya’yla kendini bu işgale karşı savunmaya çalışan Ukrayna’yı bir tutmak büyük bir yanılgı. Aslında bu tam da Rusların istediği durum. Kendilerini işgalci konumundan çıkarıp bir seçenek olarak ilan ediyorlar. Reşat Ahmet Rus özel kuvvetlerince öldürülüp gözleri oyulmuş cesedi halkı sindirme amacıyla ortaya bırakılırken Putin’i coşkuyla selamlayanların, Kırım Tatarlarının evleri basılıp tamamen korkutma amacıyla her yer darmadağın edilirken, gençlerimiz kapılarının önünden maskeli adamlarca kaçırılırken, bayramda ailelerini görmek için Kırım’a giden arkadaşlarımız günlerce nezarette tutulup sorguya çekilirken Rus büyükelçiliğinde Rusya’nın kurtuluş gününü kutlayıp Kırım Tatarları için her şeyin çok iyi gittiği yalanlarını utanmadan söyleyenlerin ortaya attığı bir propaganda bombasıdır Ukrayna ile Rusya’yı birbirine denk göstermek. Bir de yüzyıllardır Rusya’nın zulmüne uğramış biri Holodomor, diğeri Ural ve 18 Mayıs soykırımlarını yaşamış iki halkın Rusya’nın hak hukuk tanımayan işgalci politikalarına karşı dayanışmasına bakın. Ukrayna ile Rusya’nın birbirine alternatif seçenekler olmadığını görmek için biraz tarih okumak, gündemi takip etmek yeterli aslında. Ayrıca Kırım Tatarları için Ukrainleşmek gibi bir tehlike görünürde yok. Ama hem Kırım Tatarları hem Ukrainler için Ruslaşma tehlikesi 200 yıldan uzun bir süredir mevcut.

Sovyet döneminde de Rus emperyalizmine karşı birlikte hareket eden halkları birbirine düşürmek için “uşak” temalı propaganda cümleleri kullanılırdı. Bugün de değişen bir şey yok. Kırım Tatarının tarak tamgalı gök bayrağının yanına Ukrayna bayrağı koyması Ukrayna uşaklığı değildir. Ukrayna’nın milli günlerinde Ukrayna milli marşıyla birlikte Ant Etkenmen okutmasının, Eurovision’a Ukrayna adına bir Kırım Tatar kızını göndermesinin, liderimiz Kırımoğlu’nun bir çok dönem Ukrayna Radasında milletvekili olarak Kırım Tatarlarının hakkını savunmasının, Ukrayna’daki bir çok bakanlığın önemli konumlarında Kırım Tatarlarının görevlendirilmesinin Ukrainlerin Kırım Tatar uşağı oldukları anlamına gelmediği gibi. Bu ortak düşmana karşı birlikte direnmektir ve iki halkı da yutma hedefi güden Putin Rusyasının fena halde keyfini kaçıran bir durumdur.

Kırım Tatarları sayıca az ama bilinç seviyesi olarak çok yüksek bir halktır. Son 20 yıldır her tehditte Ukrainleri uykudan uyandıranlar Kırım Tatarları olmuştur. Ayrıca şu duruma da dikkat etmek gerekir : Son 4 yıldır Rusya’nın infial uyandıran her hareketinden sonra birileri tarafından Ukrayna karşıtlığı, “Ukrayna uşağısınız” edebiyatı piyasaya sürülmüş ve kafalar karıştırılarak gündem toza dumana bulanmaya ve Rus zulmü gözlerden uzak tutulmaya çalışılmıştır. Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu ve Refat Çubar’ın Kırım’a alınmamasında da, Ervin İbragim’in kaçırılmasında da, Veciye Kaşka’nın şehit edilmesinde de, Bahçesaray’daki okul müsameresinde tarak tamga sembolünün yasaklanmasında da ve daha bir çok olayda… Kırım Tatarları sosyal medyada Rus zulmünü dünyaya duyurmaya çalışırken bu zulmü görmezden gelip gündemi değiştirmek amacıyla son derece gevşek ve konuyla alakasız şekillerde “Siz de Ukrayna uşağısınız” cevapları yazanlara çok dikkat edin ve onlara “Bugün bize bu zulmü yapan Rusya mı Ukrayna mı ki sürekli Ukrayna’ya çatıyorsunuz?” sorusunu sorun.

3-Tarihten ders çıkarın

Rusya’nın Kırım’ı işgali 1783’te gerçekleşti. Bu tarihten sonra Ruslar öyle bir hızla ilerledi ki 100 yıl geçmeden Doğuda Kars’a, Batıda İstanbul Küçükçekmece’ye, Avcılar’a geldiler. Bugün yaptıkları yanlarına kalırsa, bu işgalin üzerini örtmeyi başarırlarsa önümüzdeki 100 yıl içinde aynı senaryonun tekrarlanması kaçınılmazdır. Putin’in akıl hocalarından Aleksandr Dugin’in Kırım işgali sonrası yazdığı “Ufkumuz Lizbon’a kadar” yazısını hatırlayın ve Donetsk, Luhansk, Mariopol ve Kırım’da aslında İstanbul’un, Ankara’nın, Trabzon’un, Kars’ın kaderinin çizildiğini görün.

4-Ukrayna ve Rusya bir değil

Kahvehane stratejistlerine göre ikisi de Slav halkları. Ne farkedecek ki? Çok farkedecek. Birincisi iki halkın dili sanıldığı kadar yakın değil. Rusça’yla Ukraince arasındaki dil mesafesi İtalyanca ve Fransızca mesafesinden daha fazla. Ukrainler yüzünü batıya dönmek, Sovyet kafasından kurtulmak ve demokratik bir düzen kurmak istiyor. Putin ise Sovyetler’in yıkılmasını 20. yüzyılın en büyük trajedisi olarak görüyor ve Türkistan’daki, Baltık kıyılarındaki cumhuriyetleri, Ukrayna’yı, Belarus’u, Polonya’yı, Çekya’yı, Macaristan’ı hala Moskova’dan emir vererek yönetebileceği birer vilayeti olarak düşünüyor. Ukrayna bu düşmanına karşı sağlam durabilmek için bütün dünyanın desteğine ihtiyaç duyuyor. Türkiye’yi de AB ülkelerini de küstürebilecek durumda değil. Reşat Ahmet cinayeti, Ervin İbragim’in kaçırılması, sınır kapılarında yapılan eziyetler, milli meclise yapılanlar, sınırdışı olayları, ev baskınları Ukrayna yönetimindeki Kırım’da yaşanmazdı. Bunun sözkonusu yetkililerin iyi kalpli, adaletli, yüce insanlar olmalarından çok ülkelerinin içinde bulunduğu durumla ilgili olduğunu görmenizi isterim. Ukrayna’nın Rus güdümünde olduğu yıllarda Kırım’da Anatoli Mogilov, Leonid Graç gibi azılı Kırım Tatar düşmanlarının bile bir noktadan sonra eli kolu bağlanıyor ve geri adım atmak zorunda kalıyorlardı. Bugün Aksyonov gibilerin eli kolu serbest ve şeytanlıklarının neredeyse sınırı yok. Batı dünyasına yaklaşmaya çalışan ve bu yüzden hukuk devleti normlarını oturtmaya çalışan Ukrayna, Rusya gibi her türlü cinayeti, sürgünü, baskıyı gerçekleştirip pişkince üzerine yatabilecek yapıda bir ülke değil ve uzunca bir süre de olmayacak. “O güçte olsa aynısını yapar mıydı?” sorusu ise ayrı bir tartışmanın konusu.

5-Neden milliyetçiler?

Yazının başındaki cümlelerimizi tekrarlayalım. Demiştik ki “Bu sefer hedef sadece sol kanat değildi. Toplumun her kesimine sızmayı deniyorlardı.” Bugünün dünyasında milliyetçilik Rus propagandasının en çok kanca attığı sahalardan biridir. Bu sızma yöntemleri sadece Türkiye’de değil Abd ve Avrupa’da da aynı şekilde işlemektedir. Burada sözü edilen milliyetçilik etrafımızda alışageldiğimiz şeklinden çok kuzeyli beyaz adamın üstünlüğü varsayımıyla yola çıkan ve insanlığın temel değerlerine meydan okuyan bir anlayıştır. Abd’de Donald Trump, Fransa’da Marine Le Pen, Almanya’da AfD partisi, İtalya’da Matteo Salvini gibi isimler bu hareketlerde başı çekmektedir. Ayrıca bu yeni model ırkçı oluşumların gerek finansal, gerek propaganda desteğiyle Putin Rusyası tarafından destekleniyor olması da dikkate değer bir durumdur. Ian Bremmer’ın ilgili yazısına bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Türkçe kaynaklar için şu incelemelere göz atabilirsiniz:

Rusya, AB’yi bölmek için “aşırılara” oynuyor

Alt-right: ABD’nin Neo-conlardan beter yeni aşırı sağ hareketi

Süreç yabancı düşmanlığı üzerinden kurulu düzeni sallamak, komplo teorileriyle sisteme olan güveni kırmak, Putin’in “güçlü adam” imajı üzerinden fiziki güce tapan kişileri etkilemek ve her ülkedeki her siyasi harekette Rusya için çalışan politikacıların yükselebileceği bir ortam inşa etmek şeklinde özetlenebilir. Bugün “Türk milliyetçisiyim” diyen birisinin Rusya’yı desteklemesi, Rus propagandasının cümlelerini papağan gibi tekrarlaması elbette bir çelişkidir. Türk yurtlarının yarısından çoğunu doğrudan ya da dolaylı bir şekilde işgal altında tutan, kaynaklarını sömürerek elde ettiği gücü Kırım’dan Kazan’a, Türkistan’dan Sibirya’ya Türkleri sindirmek için kullanan Rusya’yı Türk milliyetçiliği adına savunmak akılsızlığın zirve noktalarındandır. Ama Türk milliyetçilerinin bir kısmı bilinçli ya da bilinçsiz bu dolmuşa binmektedir.

6-Bu oltayı kimler atıyor? Bu oltaya kimler düşüyor?

Atanlar belli. Sayıları 3-4’ü geçmez. “Ne Rusya ne Ukrayna” safsatasıyla her tartışmayı sulandırıp vatan Kırım’daki zulmün dünyaya duyurulmasını engellemeye, Rusya aleyhindeki protesto hareketlerini zayıflatmaya çalışıyorlar. Rusya’nın propaganda stratejilerini biraz incelemiş kişiler için manzara gayet net. Asıl konu oltaya düşenler. Yazının başında da söylediğimiz gibi bağımsız Kırım Tatar devleti fikri kulağa hoş geliyor. Herkes nüfus dengelerine, siyasi durumun inceliklerine, konunun tarihi ve hukuki arka planına tam anlamıyla hakim değil. Propagandanın ağına düşebiliyorlar ve bu da gayet insani bir durum. Siz de bu fikirdeyseniz ve bu yazıyı okuduktan sonra kendi fikirlerinizi sorgulamaya başladıysanız ne güzel. Eğer katılmıyorsanız da slogandan, boş hamasetten uzak bir şekilde neden katılmadığınızı bize iletebilirsiniz.

KIRIMOĞLU, QHA'DAKİ MÜLAKATINDA DİLE GETİRMİŞTİ

Kırım Tatarlarının milli lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği mülakat esnasında, Kırım Tatarlarının tercihlerinin neden Ukrayna yönünde olduğunu şu sözlerle açıklamıştı:

NEDEN UKRAYNA?

“Bu tartışmalar 90'lı yıllarda başladı. Eski milli hareket iştirakçilerimiz, biz bağımsız Kırım için bir ömür çalıştık siz şimdi Ukrayna’yı destekliyorsunuz diyor. Biz de diyoruz ki gerçeklere bakınız. Bizim sayımız Kırım’da yüzde 13 (nüfus). Yüzde 13 ile nasıl bağımsız bir devlet kurabilirsiniz? Eğer bize şimdi bağımsızlığı Ukrayna verse biz yine hataya düşeriz… İnsanlar anlamıyorlar, sloganlarla yaşıyorlar. Gerçeklerden uzaklar. Kırım’da halk tarafından direkt olarak seçilen bir organ var. Kırım Tatar Milli Meclisi. Sen dışardan durup da nasıl akıl vereceksin? Tüm halkımız yolumuz Ukrayna’dan yana diyor."

 

"RUSYA İLE UKRAYNA ARASINDA FARK VAR"

"Bir şey yapmayı istemeyen insanlar ne ondan ne ondan olacağım evde oturacağım diyor. Rusya ile Ukrayna arasında fark var. Ukrayna şovenistik bir devlet değil. Onlar da uzun yıllar Rusların altında yaşadılar ve bizi iyi anlıyorlar… Biz Rusların Kırım’ı işgali sonrasında 1917’de kendi toprağımızda azınlık olduk…Sen şimdi nasıl Kırım, Rusya ile beraber olacak dersin!  Rusların ne olduğuna baksınlar şimdi yeniden Rusları getiriyorlar.(Kırım’a)  Onlar için Kırım askeri bir bölge. Bunlar halkı mutlu etmek için gelmiyorlar. Anlamıyor bunu insanlar."

QHA