ANKARA (QHA) -

Kırım Tatar halkının milli lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun 2. Dünya Kırım Tatar Kongresi sırasında yaptığı konuşmasının tam metni aşağıdaki gibidir:

 

Saygıdeğer Kongre delegeleri ve aziz misafirler!

İkinci Dünya Kırım Tatar Kongresi’ni halkımız için çok zor ve dramatik günlerde gerçekleştiriyoruz.

Topyekün sürgün  ve soykırım yaşayan, sürgün yerlerinde aşağılayıcı komendant kontrolü (askeri sıkıyönetim) ve haksızlığa maruz kalan, onyıllarca vatandaşlık ve milli hakları için, vatana dönüş için 20. yüzyılın en acımasız rejimine karşı mücadele veren, inanılmaz zorluklarla vatanına dönmeyi başaran ve yavaş da olsa topraklarında haklarını yeniden sağlamaya başlayan halk yeniden işgal altında, kendi düşmanlığı ve demokrasi karşıtlığıyla Sovyet rejiminin en kötü yıllarını andıran rejimin yönetimi altında kaldı.

21. yüzyılda bir devletin, üstelik veto hakkına sahip Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan bir devletin küstahça uluslararası hukuk normlarını ihlal ederek, kendisinin imzaladığı anlaşma ve yükümlülükleri çiğneyerek başka bir devlete ordusunu  sokacağını, bu ülkenin bir parçasını işgal edeceğini ve işgal edilen toprakları kendi ülkesine bağlayacağını ülkemizde ve dünyada kimsenin aklına bile gelmezdi.

Bununla birlikte, 2008 yılında, toprağının işgali ve işgal edilen topraklarda Rusya yanlısı kukla “devletlerin” kurulmasıyla sonuçlanan Rusya’nın Gürcistan’a gerçekleştirdiği saldırı dünya toplumunu ciddi şekilde endişelendirmeli ve önde gelen ülke liderlerini saldırganı dizginlemeye yönelik etkili tedbirler almaya itmeliydi. Fakat, maalesef, hiçbir ciddi tedbir alınmadı ve kuşkusuz bu, saldırganı yeni maceralara sürükledi.

O günlerde yaklaşan tehlikeyi en çok hisseden, komşu devletin sergilediği davranışı çok iyi bilen Kırım Tatarları olsa gerek. O günlerde biz, Ukrayna’nın  zaman kaybetmeden milli güvenliğini güçlendirmeye yönelik tedbir alması gerektiğini, çünkü Rusya’nın bir sonraki hedefinin Kırım olabileceğini söylemiştik.  Alınacak önlemler arasında şunlar yer alıyordu: Rus Karadeniz Filosu’nun Sivastopol’de konuşlandırılmasına ilişkin anlaşmanın feshedilmesi, Rus konsolosluğunun Kırım’daki Rus dilli Ukrayna vatandaşlarına yasadışı bir şekilde Rus pasaportlarının verilmesine yönelik faaliyetlerinin önünün  kesilmesi, Kırım Özerk Cumhuriyeti yönetim organlarının Rusya yanlısı ajanlardan arındırılması, Kırım’da Rus gizli servislerin beslediği siyasi ve yarı askeri oluşumların faaliyetlerinin önünün kesilmesi, en azından Rusya’nın Sivastopol’deki 20 bin kişilik askeri birliğine karşı koyabilecek Ukrayna’nın askeri birliklerinin Kırım’a sevkedilmesi ve diğerleri.

Ama beklendiği gibi, neredeyse hiçbir tedbir alınmadığı gibi,  yönetime gelen Yanukoviç ailesi ve idaresi, devletin milli zenginliklerini çalmanın yanı sıra tam tersini yapmaya başladı.  Karadeniz Filosu’nun Sivastopol’de konuşlandırılmasına ilişkin anlaşma 25 yıla uzatıldı, Kırım’da Ukrayna’nın askeri varlığı güçlendirilmedi, hatta tam tersine genel olarak Ukrayna’nın ordusu tamamen işlemez hale getirildi, Kırım’daki dağıtılmış askeri birlikler ise Kiev’den alınan direktiflere uygun olarak Kırım Tatarlarını esas ayrılıkçılık tehdidi olarak kabul ediyorlardı, şovinist Rusya yanlısı teşkilatlar  güçlendirildi, her kademesine Rus ajanlarının sızmış olduğu ve işgalden sonra tamamen işgalcilerin tarafına geçen Kırım’daki Ukrayna Güvenlik Servisi, Kırım Tatarlarını bölmek ve Kırım Tatar Milli Meclisi’nin etkisini zayıflatmak için büyük çabalar sarfediyordu.

Geçen yılın Ocak ayında “Berkut” görevlilerinin yaklaşık yüz vatanseverinin öldürmesi ve birkaç bini yaralamasından sonra Yanukoviç rejiminin devrilmesi, Kiev’de yeni demokratik hükümetin kurulması Kırım Tatarlarına büyük umutlar verdi. Ama, bilindiği üzere, Şubat ayının sonunda Kırım’a Rus ordusunun saldırısı başladı.

Önce, Rusya Karadeniz Filosu tarafından organize edilen ve silahlandırılan sözde “özsavunma güçleri” ve “kozak” çeteleri Kırım Parlamentosu ve Bakanlar Kurulu, Ukrayna Güvenlik Servisi, savcılık ve emniyet organları başta olmak üzere devlet kurumlarını ele geçirdi ve daha sonra açık şekilde Kırım’a Rusya ordusu da girdi. Beklendiği gibi İçişleri Bakanlığı, Ukrayna Güvenlik Servisi, mahkeme başta olmak üzere diğer devlet organları görevlileri kısa bir sürede işgalcilere teslim oldu ve onlara hizmet etmeye başladı.  Hızlı bir şekilde binaların üzerindeki Ukrayna bayrağı indirilerek yerine Rusya bayrakları asıldı.

Önceki yönetim ve Rusya gizli servislerinin devamlı olarak Kırım Tatar Milli Meclisi’ne karşı ve Kırım Tatar halkını bölmek için kullandığı küçük birkaç  Kırım Tatarları grubu da işgalcileri destekledi.

Ama genel olarak işgalcilere organize şekilde ama tamamen barışçıl yolla işgalcilere karşı koyanlar sadece Kırım Tatarları ve Kırım Tatar halkının temsil organı Kırım Tatar Milli Meclisi oldu. Meclis açık şekilde Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer uluslararası teşkilatlara başvurarak saldırıyı durdurmaya, BM ordusunu Kırım’a sokmaya, işgalcilerin keyfi hareketlerini durdurmaya yönelik tedbir almaya çağırdı. Meclis, Kırım Tatarlarının neredeyse tamamının  16 Mart ‘ta işgalcilerin düzenlediği sözde referandumu ve geçen yılın Eylül ayında yapılan sözde seçimlerini boykot etmesini sağladı, Kırım Tatarları tarafından korunan dünyada tek Kırım Tatar televizyonu ATR,  işgalciler tarafından kapatıldığı 1 Nisan tarihine kadar  Kırım’da meydana gelen olaylar ve işgalcilerin kanunsuzlukları hakkında 3 dilde objektif bilgi vermeye devam etti.

İşgalciler tarafından oluşturulan sözde özsavunma birlikleri iki kez Kırım Tatar Milli Meclisi binası üzerinde bulunan Ukrayna bayrağını indirdi ancak Meclis üyeleri onu tekrar yerleştirdi. Böylelikle işgal edilen topraklarda tek Ukrayna bayrağı, işgalden sonra yarım yıldan fazla bir süre, yani işgalci yönetimin Meclis binasını ve tüm malvarlığını müsadere ettiği Eylül ayına kadar dalgalanmaya devam etti.

İşgalcilerin Kırım’da attığı ilk adım, tüm basın araçlarını kendi kontrolü altına almak ve karşı koymayı organize edebilecekleri nötralize ve izole etmeye yönelikti. Kırım devamında  sakinlerinin bağımsız Ukrayna’da 23 yıl devamında kullandığı demokratik özgürlükler tamamen ortadan kaldırıldı.

İnsanların iradesini bastırmak ve korkutmak için her yasadışı yöntem mubah görünüyor. Silah ve “yasak kitapları” arama bahanesiyle yapılan çok sayıda baskın ve aramalar,  toplantı, miting, yürüyüş düzenlemeyle ilgili demokratik haklarını kullanma teşebbüsleri için kesilen büyük para cezaları, saçma bahanelerle yapılan tutuklamalar, “millileştirme” adı altında işadamlarının ticaretini yağmalama, insan kaçırma ve öldürme, Rus pasaportu almayı reddedenlerin sağlık hakkı dahil tüm vatandaşlık haklarının elinden alınması, işgalci yönetimin Kırım Tatarlarına karşı kullandığı yöntemler listesinin tamamı değil. Örneğin, işgalden sonra Kırım Tatarlarının evleri, cami ve hatta okullarında 150’den fazla arama yapıldı. Üstelik bu aramaların büyük bölümü kuralların ihlali ve insan onurunu kırıcı şekilde yapıldı.

Bununla birlikte bazen bazı siyasi gösterilere izin veriliyor, ancak bu gösteri düzenleyeceklerin milliyetine bağlı ve genellikle izin işgalci yönetime sadık insanlara veriiyor. Örneğin, Ermenilerin, söz konusu halkın tarihinde 100 yıl önce olan olaylar nedeniyle miting  veya yürüyüş yapmalarına izin verilirken, Kırım Tatar halkının sürgün ve soykırım yıldönümünde geleneksel matem etkinlikleri düzenlemesi yasaklanıyor.

Gerçi Kırım Tatarlarına da belli miting veya gösteriler için izin verilmektedir. Ama bu etkinlikler, Rus bayrakları altında, işgalcı yönetimin ve onların arasındaki Kırım Tatar kuklaların kontrolünde işgalci yönetime destek gösterisi olmalıdır. Yani tam Sovyet zamanında olan mitingler ile aynı olmalıdır.

Bu yılın Nisan ayında üç gün devamında Kırım’daki durumu inceleyen bağımsız Türk hak savunucuları heyetinin hazırladığı 20 sayfalık raporda işgal edilen yarımadadaki durum çok iyi ama biraz eksik anlatılmaktadır.

Kırım Tatarlarına uygulanan sert ayrımcılık ve kanunsuzluk, özellikle gençlerin kaçırılması ve öldürülmesi, Ukraynalı kardeşlerine karşı savaşa gönderme perspektifi ile gençlerin zorunlu olarak Rus ordusuna alınması, demoktarik özgürlüklerin tamamen yok olması ve işgal edilen Kırım’da gençler için geleceğin olmaması, birçok insanın vatanından tekrar ayrılmasına ve Ukrayna’nın anakarasına göç etmesine sebep olmaktadır. Kırım Tatar Milli Meclisinin, işgale karşı sabretme ve vatanından ayrılmama çağrılarına rağmen, verilerimize göre şimdiye kadar Kırım’ı en az 10 bin Kırım Tatarı terk etmişti.

Kırım Tatarlarına karşı yapılan kanunsuzlukların amaçlarından birisinin, onları Kırım’ın dışına itmek olduğuna dair açık ve net bir izlenim oluşmaktadır. Aynı zamanda Kırım’a, Rusya’dan ve silahlı çatışmaların devam ettiği Ukrayna’nın doğu bölgelerinden çok sayıda Rus getiriliyor. Rus medyasında çıkan haberlere göre, Donetsk bölgesinden 200 bin Mariupol Rumlarının, Ermenilerin ve İsrail’den eski SSCB vatandaşı Yahudilerin Kırım’a göç konusu aktif olarak ele alınmakta ve yarımadaya taşınması halinde ilgili kişilere çok mülkiyet vadedilmektedir.

İşgalci Kırım yönetiminin basınında, hala sürgün yerlerinde yaşayan Kırım Tatarlarının, Kırım’ın Rusya’ya bağlandığını büyük sevinçle karşılamış ve hızlıca yarımadaya taşınmaya başlamış gibisinden haberler çıkmıştı. Aslında bu haberler yalan olup gerçek durum tamamen farklıdır.  Son yıllarda sürgün yerlerinden Kırım’a yıllık ortalama olarak 1,5-2 bin kişi taşınıyorken işgalden sonra Kırım’a sadece 76 aile taşındı, ancak hiçbir aileye Kırım’da kalma izni verilmedi. Rus yetkililer, yıllık kontenjanın bittiğini ileri sürerek aileleri geri dönmeye zorladı.

Kırım’ın ilk işgalinin meydana geldiği 1783 yılından sonra Rusya İmparatorluğu tarafından yarımadada uygulanan etnik temizlik politikası ile neredeyse aynı politika şimdi de uygulanmaktadır. 

İşgalci yönetim, Kırım Tatarlarının temsil organı olan Kırım Tatar Milli Meclisi’ni yok etmek ve yerine kukla Kırım Tatar teşkilatı kurmak, Kırım Tatarlarını bölmek, farklı yöntemler (para verme, tehdit ve şantaj) ile Kırım Tatarlarını kendi tarafına çekmek için çok çaba sarfetti. Fakat bu konuda başarılı olamadığı ve büyük ihtimalle olamayacağından dolayı işgalcilerin, geleneksel olarak güç kullanarak Kırım Tatarlarının milli özyönetim sistemini tamamen yok etmeye çalışacağına dair belirtiler mevcuttur.

Bu durumda Dünya Kırım Tatar Kongresinin ve farklı ülkelerde bulunan Kongre kuruluşlarının rolü çok önemlidir.

Dünya Kırım Tatar Kongresi kuruluşlarının tüm faaliyeti, işgal şartlarında bulunan vatandaşları korumaya ve onlara her türlü yardım etmeye yönelik olmalıdır.

Dünyanın onlarca ülkesini ziyaret edip, çok sayıda devlet adamı, diplomat, gazeteci ve sıradan insanlar ile görüşüp insanların, Kırım’ın nasıl işgal edildiği ve işgal edilen topraklarda nasıl bir rejimin uygulandığı ile ilgili çok az bilgiye sahip olduğuna ikna oldum. Birçok insan, Kırım’ın neredeyse tüm sakinlerinin işgali ve ilhakı istediğini ve şimdi herkesin çok mutlu ve memnun olduğunu düşünüyor.

Dünya Kırım Tatar Kongresi ve çeşitli ülkelerde bulunan ve milyonlarca kişiden oluşan diasporanın en önemli görevlerinden biri, tüm ülkelerde yalancı ve farklı dillerde olan Rus propagandasını teşhir etmek için, Ukrayna’ya ilişkin Putin’in Rus rejimine karşı dünya toplumunu seferber etmek için, saldırgan ülke tarafından işgal edilen toprakların özgürlüğe kavuşmasını sağlamak için, binlerce Ukrayna ve Rusya vatandaşının ölümüne sebep olan, Ukrayna ve Rusya’ya çok büyük maddi zarar veren ve milyonlarca mültecinin ve engellinin hayatını karartan suçluları cezalandırmak için titiz çalışma yapmaktır. 

Bizim için çok açık ki, Rusya devletinin içinde Kırım Tatar halkı için gelişme, milli özgünlüğünü koruma ve onurlu serbest hayat perspektifi hiçbir zaman olmayacaktır.

Kırım’ın diğer sakinleri için de refah olmayacak, çünkü dünya toplumu Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasının yasallığını hiçbir zaman kabul etmeyecek, böylece Kırım her zaman izolasyon halinde olacaktır. Ancak Kırım’ın kurtarılması, askeri yolla, kan dökülmesi ve binlerce insanın hayatını kaybetmesiyle gerçekleşmemelidir.

Dünya toplumu, saldırgan ülkeyi, işgal edilen toprakları terk etmek ve uluslararası davranış normlarına uymaya zorlamak için yeteri kadar mekanizmaya sahiptir.

Bizce, saldırgan ülkeye gem vurmanın en etkili yöntemlerden biri, sert ekonomik yaptırımlar uygulamaktır. Hatırlatmak isterim ki, Afganistan istilasından sonra SSCB’ye uygulanan yaptırımlar, bu ülkenin ordusunu Afganistan’dan çıkarmasının ve Komünist İmparatorluğun dağılmasının esas sebeplerinden biri olmuştu. Rusya’nın, ekonomik güç açısından SSCB’den daha zayıf olduğunu ve Rusya’nın gayrisafi yurtiçi hasılasının, nüfusu neredeyse 2,5 kat daha az olan İtalya’dan bile daha düşük olduğunu dikkate alırsak Rusya’nın en kısa zamanda bu saldırgan politikasını izleme imkanı olmayacağını bekleyebiliriz. Rusya, büyük ekonomik yük olan Ukrayna ve Gürcistan’ın işgal edilen topraklarından ayrılmak zorunda kalacak. Ancak yaptırımlara tüm medeni devletlerin katılması çok önemlidir.

Kırım Tatarları, kendi sivil ve milli hakları için, tarihi vatanına dönmek için ve ‘Kötülük İmparatorluğu’ olarak adlandırdığımız ülkede demokrasi için totaliter Sovyet rejimi ile uzun yıllar devamında mücadele etti. Onlar, hayatlarını ve özgürlüklerini riske atarak SSCB’nin tüm dünyadaki suç politikasına, Çekoslovakya ve Afganistan’ın işgaline, farklı düşünenleri yok etmek için psikyatrinin uygulanmasına karşı çıkıyordu. Günümüzde bahsedilen ‘Kötülük İmparatorluğu’nun mirasçısı toprağımızı işgal etmiş ve yurttaşlarımızı tekrar vatanını terk etmeye zorlayan  sert totaliter ve haydutluk rejimini topraklarımızda uygulamıştır. Bu durumda bizim, herhalde, dünya demokratik güçlerinin desteğini almaya hakkımız vardır.

Ayrıca tüm İslam dünyasının desteğini de bekleyebiliriz, çünkü şimdi Avrupa’nın en az sayılı Müslüman halklarından birinin geleceği ve gelişim meselesi söz konusu.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda geçen yılın 27 Mart tarihinde Kırım’ın Rusya tarafından işgali ve ilhakını kınama kararı için yapılan oylamada, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi 56 ülkenin sadece 22’sinin söz konusu kararı desteklemesini, 21 ülkenin çekimser kalması, 11 ülke temsilcisinin ise kasıtlı olarak toplantıya katılmaması, iki ülkenin ise (Suriye ve Sudan) işgalci ve saldırganı desteklemesini anlayamadık. Birçok İslam ülkesinin işgal altında kalan bir Müslüman halkının geleceğine kayıtsız kalmasını anlamıyoruz.

Gerçek İslam dayanışmasının, aslında İslam’ı gözden düşürmeye yönelik insanın demokratik özgürlüklerine el uzatma olan çok cılız İslam karşıtı film, kitap ve karikatürlere karşı gürültülü gösteriler ve terör eylemleri ile değil, ilk başta dindaşlarına ve genel olarak ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan insanlara gerçek yardımın sağlanması ile ifade edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ama Müslüman ülkelerinin belirli önlemler alması ve en azından Batı ülkelerinin saldırgana karşı uyguladığı yaptırımlara katılması için söz konusu ülkelerin kamuoyunun Kırım’da meydana gelen olaylar hakkında bilgiye sahip olması gerekiyor.

Çok açık ki, halkımızın problemlerinin çözümünde daha etkili yardım için ve Kırım’ı işgalden kurtarmada yardım için diasporamız Ukrayna’nın toplumsal ve siyasi hayatında aktif rol oynamalı.

Ukrayna devleti, milli güvenlik çıkarlarını dikkate alarak belli objektif nedenlerden dolayı çifte vatandaşlığı kabul etmemektedir. Ancak Kırım Tatar halkının durumu ve halkımızın Ukrayna’nın bütünlüğünün yenilenmesindeki rolü göz önüne alınarak Ukrayna’nın köklü halkının temsilcileri olan Kırım Tatar diasporasına böyle bir hakkın tanınabileceğini düşünüyorum. Ancak çifte vatandaşlık meselesinin çözülmemesi durumunda bile diasporamız, Ukrayna’nın Yurtdışı Ukraynalılar kanununu etkili kullanabilecektir. Kırım Tatar diasporası, söz konusu kanun kapsamına girmektedir. Yurtdışı Ukraynalı statüsünü alan insan, askerlik yapma ve seçim hakkı dışında Ukrayna vatandaşlarının tüm haklarından yararlanabilmektedir. Ayrıca günümüzde Ukrayna Parlamentosunda, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile kontrat imzalayan kişilere vatandaşlık verme kanunu ele alınmaktadır.

Şimdi Müslüman taburun kurulmasına dair karar alındı. İlgili tabur, Ukrayna Savunma Bakanlığı’na bağlı olup genel olarak Kırım sınırında Herson bölgesinde konuşlandırılacaktır. Ukrayna’da ve yurtdışında yaşayan çok sayıda Çeçen, İnguş, Azeri, Özbek ve diğer milletlerin mensupları bu taburda görev yapmak ve Ukrayna’nın bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün korunmasına katkı sağlamak istediğini bildirmişti.

Bu tabur, işgal edilen Kırım ile Ukrayna’nın anakarası sınırında insan ve yük kontrolü için, Kırım’ın kurtarılmasından sonra ise yarımadada asayişi sağlama ve her türlü provokasyonu önleme amacı ile kullanılabilecektir.

Vatanını terk etmek ve Ukrayna’nın diğer bölgelerinde yerleşmek zorunda kalan Kırım Tatarlarını Herson bölgesine yerleştirmenin doğru olduğunu düşünüyoruz. Bu tedbir ile birkaç amaca ulaşabiliriz. Birincisi, kendi dil ve din ortamında beraber yaşayarak milli kimliğini kaybetme risklerini asgariye indirmiş olacaklardır. İkincisi, bu, onlara orada milli mektepleri ve ibadethanelerini inşa etme ve açma imkanı verecektir. Üçüncüsü, bu zor ve ciddi şekilde Rus propagandasına maruz kalan bölgede Ukrayna’nın varlığını arttıracaktır. Dördüncüsü,  Kırım’ın işgalden kurtarılmasından sonra Kıırm Tatarlarının Vatanına dönüşünü kolaylaştıracaktır.

Bu projenin gerçekleştirilmesi, insanlara ev ve işyerlerinin sağlanması, ilgili bölgenin ekonomik büyümesinin sağlanması, böylece bu bölgede yaşayan farklı millet mensupları arasındaki barış ve dayanışmanın sağlanması için ciddi yatırımlar gerektirmektedir.  Diasporamızın bu meselenin çözümüne büyük katkıda bulunabileceğini düşünüyorum.

 Dünya Kırım Tatar Kongresi’nin yönetici organları, seçildikten sonra Kırım’ın işgalden kurtarılmasına ve halkın güvenliği ve gelişiminin sağlanmasına yönelik tedbirler kompleksi geliştirmeli ve daha sonra Kırım Tatar Milli Meclisi ile beraber onların uygulamasına geçmelidir.

Ve sonunda bu yüksek kürsüden yaptığım konuşmada değinmek isteğim son konu.

Dünyadaki tüm halkların, her işte bir hayır vardır anlamına gelen atasözü var. Böylece topraklarımızda meydan gelen dramatik olaylar neticesinde  ortaya çıkan bazı olumlu konulara değinmek istiyorum.

Halkımızın çoğunluğunun ve onun temsil organının Kırım’ın işgali ve Rusya’nın Ukrayna’ya karşı davranışlarına yönelik cesur tutumu, sadece Ukrayna halkının değil tüm dünyanın sempatisi ve saygısını kazandı. Son yıl içinde Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Litvanya, ABD dahil olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde layık görüldüğüm madalya, nişan, unvan ve ödüller, sadece bir şahsa değil Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın kararı üzerine tüm dünyada temsil etmekten onur duyduğum cesur halkımıza verildi.

Ukrayna yönetimi de biraz gecikmeyle olsa da Kırım’ın köklü halkının rolünü anladı ve Kırım’ın işgalden kurtarılmasının ardından durumun eskisi gibi olmayacağı konusunda ortak fikre ulaştı. Ukrayna Parlamentosu tarafından, Sürgün Edilenlerin Haklarının İadesi İle İlgili Yasa’yı kabul edildi, Ukrayna’nın köklü halkı olarak Kırım Tatarlarının haklarının garantilerine ilişkin karar kabul edildi, Kırım Tatar Milli Meclisi ve Kurultayı’nın Kırım Tatar halkının temsil organları olarak kabul edildi, Ukrayna’nın Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Bildirgesi’ne katılması ile ilgili karar kabul edildi, Kırım’da tarihi adların yeniden kullanılması ile ilgili belgeler hazırlanıyor. İki hafta önce Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko Parlamento’da yaptığı konuşmada, Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin Ukrayna Anayasası’nda Kırım Tatar halkının kendi kaderini tayin etme hakkını kullandığı milli- bölgesel özerklik olarak öngörüleceğini kaydetti.

Ama bunlar gelecekte, Kırım’ın işgalden kurtarılmasından sonra yapılacak. Bununla birlikte bugünden ve ivediklikle,  milliyeti ve dinine bakmadan insanların eşit haklara sahip olacağı, ne kadar küçük olursa olsun hiçbir halkın yasal haklarının sınırlanmayacağı milli-bölgesel özerkliğin yeniden kurulacağı bir geleceğe hazır olmalıyız.

Ve bunu gerçekleştireceğiz. Sizin yardımınız ile.

Dikkatiniz için teşekkür ediyorum.

QHA