AKMESCİT / SİMFEROPOL (QHA) -

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Gebze Şubesi Başkanı Şerife Orak Kırım’a 10 günlük ziyaret gerçekleştirdi. Söz konusu ziyaret, daha önce sık sık Kırım’a gelen ve farklı projelere destek gösteren, etkinliklere katılan Şerif’e Orak’ın işgalden sonra Kırım’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu. Biz de fırsattan faydalanarak Şerife Orak’la Kırım’a yolculuğu ve işgalden sonra Kırım’da meydana gelen değişiklikler hakkında sohbet ettik. Sohbet sırasında, resmi olmayan ama rahat yolculuğu seçmeyen, zor olsa da “çile yolu” olarak adlandırdığı yasal güzergahı seçen Şerife Orak, yolculuğu sırasında Rus askerleri tarafından “kurşuna dizecekmişçesine” bir sıra şeklinde dizilerek kontrol edildiklerini, işgal nedeniyle birbirine çok kenetlenen Kırım Tatarlarının Türkiye’den ümidi kestiğini anlattı. Her şeye rağmen Kırım Tatarlarının evini, toprağını kesinlikle bırakıp gitmek istemediğini belirten Şerife Orak, diyasporadaki Kırım Tatarlarına Kırım’ı ziyaret ederek soydaşlarına destek gösterme çağrısı yaptı...

-Şerife Hanım, işgalden sonra Kırım’a ilk gelişiniz mi?

-Evet, işgalden sonra ilk gelişimiz. Biz 2014 Nisan ayında 36 kişilik bir grupla gelecektik ama havalimanına iniş olmadı, Türk Hava Yolları da bize biletleri iade etti ve gelemedik ne yazık ki. Ama gönlümüz her zaman buradaydı, Kırım’daydı. Kırım’ı gün be gün takip ettik internet üzerinden, medya üzerinden.

-Yolculuk nasıl geçti? Sonuçta iki sınır geçiyorsunuz. Sınır görevlilerinin davranışı nasıl? Sorun çıkarıyorlar mı?

- Yolculuk biraz sıkıntılı geçti. Biz Herson üzerinden geldik, resmi bir uçuş gerçekleştirdik. Akmescit’te İstanbul’dan inen uçak yolu vardı ama onu tercih etmedik çünkü o gayriyasal bir uçuş, Anapa’ya indi gösterilip doğrudan Akmescit’e geliyor. Rahat bir yolculuk olacaktı. Ama resmi olmadığı için bu yolu tercih etmedik. Bir de Moskova üzerinden uçuş var ama onu da tercih etmedik.

Herson’a indik bir gün orada kaldık. Herson’dan hareket ettik Ukrayna sınırına geldik. Orada arabadan indirildik. Ukraynalı askerler gayet güzel davrandı bize. Pasaport kontrolü yapıldı. Bunun akabinde elimize bir kağıt verildi. Yaklaşık 50 metre yürüdükten sonra o kağıdı diğer Ukraynalı askerler elimizden aldı “Geçebilirsiniz” dediler hatta bize “Spasibo” (Rusça teşekkür ederim) dediler. Biraz daha yürüdük ikinci sınıra gelmek için. O iki sınır arasındaki yolu yürüyerek geçmek zorundasınız. Hususi araçlar geçiyor olabilir, ama toplu taşıma araçları o yolu geçmiyor, yolcular iniyor. Rus sınır noktasına gelmeden bir araca, minibüse bindirdiler bizi tekrar. O arada valizler tekrar araca yüklendi. Rus sınır noktasına geldiğimizde durdurulduk. Araca asker geldi. Pasaportları tek tek elimizden aldı ve yüzlerimize bakarak bizi kontrol etti. Bunun akabinde pasaportlarımızı aldı gitti. Biz yaklaşık yarım saatten ziyade arabanın içinde oturduk. Gülmek yok, konuşmak yok, telefonla konuşmak yok, fotoğraf çekmek yok... Bir sürü şey yok, her şey yasak. Herkes hiç kıpırdamadan oturuyoruz. Daha sonra askerler geldi. Önce hepimizi araçtan indirdiler. Tek sıra halinde karşıya geçmemizi istediler. Hatta eşim şöyle söyledi: “Bizi kurşuna mı dizeceksiniz?” Allahtan Türkçe anlamadı asker (gülüyor). Gerçekten de öyle bir izlenim yaratıldı, tek sıra geçirildik karşıya. Onun akabinde tekrar yüzlerimize bakıldı. Bunların hepsi psikolojik baskı, insanoğlu üzerinde yaratılan psikolojik baskıdan başka bir şey değil. Her seferinde insanların yüzüne tek tek bakmanın bir mantığı yok burada. Daha sonra valizlerin hepsi arabada tek bir küçücük çanta kalmamacasına aşağıya indirildi. Askerler aracın her yerini kontrol ettiler. Valizler tekrar arabaya bindirildi, bindirilmeden önce benim çantamın ve bir başka kişinin çantası açılması istendi, biz açıp gösterdik. Valizler yüklendi, insanlar araca bindi, tekrar beklemeye başladık. Bir 20 dakika daha bekledik araçta hiç kıpırdamadan. Asker tekrar geldi ve üç kişi araçtan indirdi, beni, eşimi ve İstanbul’da okuyan bir Kırım Tatar öğrencisini. Aşağıya indik ifademizi verdik. Bize nereye gittiğimizi, ne amaçla geldiğimizi, kaç gün kalmak istediğimizi sordular. Ben Rusça bilmiyorum, öğrenci çocuk bana çeviri yaptı. O çocuğa da sorulan soru şuydu: “Niçin sık sık geliyorsun Kırım’a?”. O da sık sık gelmediğini, bu öğretim yılında ilk defa geldiğini söyledi. Ben de akrabalarımı ziyaret geldiğimi söyledim. Daha sonra soru sorulmadı biraz daha bekletildik. Daha sonra pasaportlarımızı verdiler ve o sınırı geçtik. Bu arada bir de bir kağıt doldurduk, Kırım’da ikamet etmeyenler bir form doldurdular. Bunların yapılmasına hiç gerek yok bence. Oradaki Rus askerleri, Rusya bu yolu özellikle zorlaştırıyor. Bence bu yol tercih edilmesin diye yapılan psikolojik baskı bu yapılanlar. Ama biz bu yolu bir daha geldiğimizde yine tercih edeceğiz. 

- Eskiden Kırım’a çok sık gelirdiniz ve şimdi işgalden sonra Kırım’da meydana gelen değişimi çok iyi görmüşsünüzdür...

- Şimdi ben güzel tarafından anlatmak istiyorum. Kırım Tatarları birbirine daha da çok bağlanmış, kenetlenmiş durumunda. Milliyetçi insanlar çok. Bir kızımız var, isim vermeyelim isterseniz. Sınırdan geçerken Rus askeri kızımıza “Hoşgeldiniz” diyor, kızımız da, “Biz hoşgelmedik, biz zaten vatandayız. Siz geldiniz, siz hoşgeldiniz!” diyor. Araçlarda Kırım Tatar bayrakları görüyorum. İnsanlar buradaki sıkıntıya rağmen gerçekten de milliyetlerini dışarıya vurmaya çalışıyorlar. Bunun yanı sıra da çok fazla Rus bayrağı görüyorum. Bilbordlarda bir takım Rusça afişler görüyorum. Ne yazıldığını sordum, bir tanesini bana tercüme ettiler, “Başımıza taş düşse de vatandayız” yazıyor. Rusların vatanı değil burası, O kadar çok bayrak ve reklam yapmışlar ki. İnsanlarda psikolojik olarak “Burası bizim vatanımız” havası yaratmaya çalışıyorlar. Şehrin içinde çok fazla asker görmedim ama şehrin dışında askeri araçlar çok fazla. Buradaki Kırım Tatarları çok güçlü bir millet, çok sabırlılar ve birbirine gerçekten çok fazla kenetlenmiş durumdalar. İnşallah bu günlerin geçeceğini umut ediyoruz, sabra ihtiyacımız var, sabırlı olursak inşallah her şeyin üstesinden geleceğiz.

Ekonomik olarak büyük sıkıntı var. Bir emekli maaşı 130-150 dolar civarında fakat hayat o kadar pahalılaşmış ki. En son geldiğimde 100 dolar 840 grivnaydı şu anda 2400-2500 civarında, üçe katlamış durumda. Bu da insanların alım gücünü çok çok zayıflatmış. Gerçi burada grivna yok ama... Marketler bomboş denilecek kadar, aradığınız şeyi bulamıyorsunuz, kapanan birçok büyük market olduğunu gördük. Türkiye’ye gittiğimizde şunu mutlaka dile getireceğiz. Türkiye’den buraya ihracat yapılıyor ama Türk malları Kırım’a geldiği gibi Rusya’ya geçiyor. Kırım’a gıda ürünü gönderiyoruz diye hiçbir Türk sevinmesin, hepsi Rusya’ya gidiyor. Ukrayna’dan gelen ürünler de aynı şekilde Rusya’ya gidiyor. Halkın, tabanın yaşadığı çok büyük ekonomik sıkıntı var.

-İnsanların morali nasıl?

-Moralleri iyi diyelim, iyi olmaya çalışıyorlar. Az önce de dediğim gibi, buradaki insanlar çok sabırlı, çok dirayetli ve milliyetçi insanları Kırım Tatarları. Mesela evinde kaldığım Emine abla, “Ben evimi toprağımı bırakıp gitmem, bıraktırılmaya zorlanırsam da evimi yakar giderim” diyor. Kırım’dan giden insanlar var onları baz almıyorum ama, benim görüştüğüm insanlar kesinlikle ve kesinlikle Kırım’ı terk etmeyi, toprakları ve evlerini bırakıp gitmeyi düşünmüyor. Sabrediyorlar.

Türkiye’nin tutumu da buradaki insanlarımızın moralini çok bozmuş durumda.

-Tam da onu soracaktım. Türkiye’nin tüm olanlara yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir taraftan Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediği yönde açıklamalarda bulunuyor. Diğer taraftan da Rusya’yla ilişkileri bozmamak uğruna bazı adımları atmıyor, daha sert adımlar atmıyor...

- Duygusal açıdan baktığımız zaman gönlüm isterdi ki Türkiye tamamen Kırım Tatarlarına sahip çıksın. Tabii ki sahip çıkıyor fakat Rusya’ya karşı tutumu Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunurken Rusya’yla ticari ilişkileri de bozmak istemiyor. Türkiye açısından baktığımız zaman Türkiye de bir ateş çemberi içerisinde. Güneyde Suriye var, içimizde PKK var, artı Kırım sorunumuz var. Gönlümüzden geçen Kırım olayı ön plana çıksın ama maalesef öyle olmuyor, ticari ilişkiler söz konusu, uluslararası politika söz konusu. Belki bizim boyumuzu aşan cümleler bunlar... Fakat buradaki Kırım Tatarları gerçekten Türkiye’den ümidini kesmiş durumda, “Türkiye Kırım’ı görmüyor”, “Türkiye Kırım’ı unuttu”, “Biz kendi başımızın çaresine bakarız” tutumunda. Baktığımız zaman da pek çok dernek başkanı olsun, toplumdan pek çok insan gelip giderken Kırım’a şu anda kimseler gelip gitmiyor. Bizi gördüklerinde çok sevindiler. Bize nasıl geldiğimizi, nasıl cesaret ettiğimizi sordular. Biz cesaret olarak algılamayalım, geç kalınmış bir ziyaret olarak algılayalım. Ben buradan sizin aracılığınızla da Türkiye’deki, diasporadaki, özellikle Kırım Türkleri dernek başkanlarına seslenmek istiyorum gelsinler, buradaki kardeşlerimize en azından moral olsunlar. Bu çok önemli. İnşallah Kırım’a daha sık gelip gideceğiz.

Romanya’da da pek çok Kırım Tatarı var ama gerçekten sesleri mi çıkmıyor acaba, sesleri mi kısıldı, yoksa boğazları mı ağrıyor? Harekete geçirmek gerekiyor, tabanı harekete geçirmek gerekiyor. Gönlümden geçen yapmak istediğim, diasporadan Kırım Tatarları gelsinler Kırım’a yerleşsinler, burada olağanüstü bir hava var, mis gibi, cennet gibi bir yer. Unutmasınlar vatanlarını, çünkü burası onların ata toprakları. En azından ben yerleşmeyi düşünüyorum. Yarım Türkiye’de olsa yarım Kırım’da olsun istiyorum, orada da yapmamız gereken işler var çünkü.

-Türkiye’deki insanlar Kırım’daki gerçek durum hakkında gerçek bilgiye sahip değil gibi görünüyor. Çünkü Türkiye’de birçok insan Kırım’da bir işgalin söz konusu olduğunu bile bilmiyor. Yani halkı bilgilendirmek açısından Türkiye’de neler yapılabilir? 

-Türkiye basınında Kırım’daki gerçek durumla ilgili fazla haber çıkmıyor. Türkiye’de gerçekten de bir basın sıkıntısı var, sosyal medya sıkıntısı var. Türkiye’de çok büyük basınlar var ama buradaki haberler aktarılmıyor, yanlış haberler aktarılıyor. İnsanlar da bu konuyu gerçekten de bilmiyorlar. Gerçek bilgileri biz şu ana kadar ATR televizyonu ve Kırım Haber Ajansı’ndan alıyorduk fakat belli bir kesim bu kaynaklardan bilgi alıyor. Ama Türkiye’deki halkın büyük bölümü bilgiyi gazete ve televizyonlardan alıyor. Onlar da kırk yılda bir Kırım’dan bir haber verirse, insanlar da Kırım’dan bir haber alıyor. Onun için orada bir basına ihtiyacımız var. Türkiye’de yanlı basına ihtiyacımız yok.

-Geçtiğimiz günlerde Rusya’nın Kırım Bakanı Müsteşarı Türkiye’de resmi düzeyde kabul ediliyor, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi tarafından kabul ediliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası politika diyelim ama bu uluslararası politikaya da girmiyor. Türkiye Cumhuriyeti hem Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunurken, hem de bu kişiyi kabul etmesi gerçekten şaşırtıcı.

- Son aylarda gündemden düşmeyen bir konu da Türkiye’nin Kırıma göndereceği gayrı resmi heyet konusu. Bazı görüşlere göre, Türkiye’nin Kırım’ bir heyet göndermesi Türkiye’nin işgali tanıyacağı anlamına gelecektir. Diğer bir mesele de bu heyetin hangi sınırdan geçeceği. Bildiğimiz kadarıyla Türkiye Kırım’a Moskova üzerinden gelmek istemiyor. Moskova ise heyetin Ukrayna üzerinden Kırım’a gelmesini kabul etmiyor. Genel olarak heyetin buraya gelişi Kırım’daki gerçek durumu öğrenmek adına faydalı olacak mı, Kırım Tatarları için bir faydası olacak mı bu heyetin?

-Benim şahsi düşüncem bu heyetin hiçbir şekilde sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Kırım için, Kırım Tatar halkı için çok faydalı olacağını düşünmüyorum. Ortaya çıkacak raporun gerçeği yansıtması için burada yaşayan ailelerle görüşülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu heyetin planında var mı acaba Kırım Tatar aileleriyle görüşmek, ya da hangi ailelerle görüştürülecekler? Ben pek inanmıyorum... Kırım’da yaşayan kardeşlerimiz de bu heyetten umutsuzlar, çünkü Türkiye’den umutları kesilmiş.

Türkiye Cumhuriyeti’nden her ne kadar umutsuzsa da buradaki halkımızın kendi umutları var. Buraya Orta Asya’dan, Sibirya’dan gelip yerleşmişler, evlerini kurmuşlar ve hala ev kurmaya çalışıyorlar. Vatan bizim! Kimse bu vatanı Kırım Tatarlarının elinden alamaz, almamalı da. Rusya burada misafir. Rusya buradan gidecek! Buradaki kardeşlerimiz de bu konuda umutlular, ben de çok umutluyum.

-Önceleri de çok sık gelirdiniz Kırım’a, desteğinizi eksik etmiyorsunuz. Burada birtakım projelerde yer alıyorsunuz, hayata geçiriyorsunuz. Etkinliklere iştirak ediyorsunuz, faaliyetlerde bulunuyorsunuz. Buradaki projeleriniz devam ediyor mu? Bildiğimiz kadarıyla yeni bir proje hayata geçirmek istiyorsunuz. Proje hakkında bilgi verebilir misiniz.

- Kırım’daki kardeşlerimizle istişareler ederken çok güzel bir proje oluştu, öncelikle ondan bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz değerli İsmet Yüksel’in “Kırım’da bir çocuk okut” projesi vardı. Gerçekten de en sevdiğim, değer verdiğim projelerden biriydi. Gebze Derneği olarak da çeşitli rayonlarda öğrencilerimiz var. İsmet Yüksel’den adreslerini alarak bizzat ziyaretlerini de yapıyoruz. Fakat çok acıdır ki maalesef bu proje sona erdirildi Rusya tarafından. İşgalden dolayı bu çocuklara gidip gelişimiz, mektuplaşma, para gönderme olayımız kesildi. Geldik onları tekrar ziyaret ettik onlara moral olalım, destek olalım diye. Çeşitli aileleri ziyaret ediyoruz, birkaç ailede bulunduk ekonomik açıdan gerçekten de çok sıkıntılılar. Bizi görünce çok keyif aldılar. Bir proje çıktı buradan-“Kırım’da Bir Ailen Olsun”. Üç gün önce çıktı proje fikri, şimdi üzerinde çalışıyorum. Ekonomik olarak sıkıntılı ailelere öncelik tanıyacağız. Buradan ve Türkiye’den birer aile gerekiyor. Kırım’da zaten Bir Çocuk Okut kampanyası velileri var, hazır bekliyorlar. Biz de İsmet Beyin bu projesinden yola çıkarak “Kırım’da Bir Ailen Olsun” dedik. Bu proje Türkiye’de şimdiden ses getirdi. Şu anda Kırım’da 8 aile oldu. Bunların iletişimi, birlikte hareket etme söz konusu. Günümüzde farklı sosyal medya araçları kullanılıyor. Türkiye’de en çok kullanılan Facebook ile Twitter. Bu aileleri Facebook, Twitter ya da Skype üzerinden birleştirmeyi planlıyorum. Konuşsunlar, anlaşsınlar, hatta önce Türkiye’den aile ziyarette bulunsun, daha sonra imkanlar çerçevesinde buradaki aileyi oraya alalım. Bu projenin çok ses getireceğini düşünüyorum. Burada ailelerin çok olacağını, Türkiye’den de destek olacağını umuyorum. Bu geliş gidişler de birlikteliği sağlayacak, moral olarak da ekonomik olarak da.

Bunun yanı sıra Sak rayonunun Temeş (Şelkoviçnoye) köyünde 2014’te tamamlanması planlanan bir cami vardı. Bize 2015’te geldi bu proje. Ekonomik sıkıntıdan dolayı bitiremediklerini bildirdiler. Biz de Gebze Derneği olarak çalıştık, kermesler yaptık, çibörekler yaptık, bunların gelirlerini topladık, artı birebir destekler de oldu bu projeye. O paraları getirdik camiye. Paraları tamamen bitmiş. Köy halkı para almadan, kendi çabalarıyla çalışmışlar. Fakat onlar da kendi ailelerini geçindirmek zorundalar. Caminin yapımı şu anda durmuş. Ama tabii getirdiğimiz destek caminin bitimine yetmeyecek, daha çalışmamız gerekiyor. 

-Buradaki Kırım Tatarlarına ne dilemek istersiniz?

-Kocaman sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Onlar gerçekten çok yürekli, sabırlı, cesur insanlar. Bana Kırım’a geldiğim zaman “Ne kadar cesursun” dediler. “Hayır ben değil, sizler cesursunuz. Sizler burada Vatan toprağını koruyorsunuz.” Diye cevap verdim. Vatanı vatan yapan insanlardır. Onlar sabredektir ve sabrın sonu selamettir. İnanıyorum.

 

QHA