MOSKOVA (QHA) 9 ARALIK 2018 -

Rusya’nın en yaşlı insan hakları savunucusu, Moskova Helsinki Grubu Başkanı Lyudmila Alekseyeva, 91 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Alekseyeva’nın 8 Aralık'ta Moskova’daki bir hastanede vefat ettiği bildirildi.

Alekseyeva, son ana kadar insan hakları faaliyetlerini sürdürmüş ve her zaman haksızlıkların karşısında durmuştu.

Lyudmila Alekseyeva, Moskova'da 2015 yılında öldürülen muhalif lider Boris Nemtsov ile birlikte

Lyudmila Alekseyeva 1927 yılında Kırım’ın Kezlev şehrinde dünyaya geldi. Kısa bir zaman sonra ailesi Moskova’ya yerleşti.

1950 yılında Moskova Devlet Üniversitesi’nin Tarih fakültesinden mezun olan Alekseyeva, 1956 yılında Moskova Ekonomi İstatistik Enstitüsü Sovyetler Birliği Komünist Partisi bölümünde yüksek lisans yaptı. O dönemlerde Alekseeva, Marksizm-Leninizm'in fikirlerine hâlâ inanıyordu, ancak kısa zamanda görüşleri tamamen değişti.

Yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan muhalif harekete katılan Alekseyeva, SSCB'deki siyasi tutsaklara yardım etti tutuldukları kampları ve sürgün yerlerini ziyaret ediyordu. Lyudmila Alekseeva, samizdat (Sovyetler Birliği'nde elle çoğaltılan muhalif yayın) yoluyla dağıtılan SSCB'deki ilk sansürsüz insan hakları haber bülteni olan Güncel Olaylar Kronolojisi’nin kuruluşunda yer aldı.

SOVYET TAKİBATINA UĞRADI!

Alekseyeva, 1974'te KGB'den “Sovyet karşıtı faaliyetleri”ni durdurması yönünde bir uyarı aldı. O sırada Aleksandr Lavut'la birlikte, Kırım Tatar halkının vatan Kırım’dan sürgün edilmesinin 30. yıl dönümüne ithaf edilen Güncel Olaylar Kronolojisi'nin yeni sayısını hazırlıyordu.

1976 yılında, muhalif Yuriy Orlov'un önerisi üzerine, SSCB’de Moskova Helsinki Grubunun kurucularından biri olan Alekseyeva, 1977 yılının şubat ayında tutuklanma tehdidi nedeniyle eşi ve küçük oğluyla birlikte SSCB'yi terk ederek ABD’ye yerleşmek zorunda kaldı.

ABD’de Alekseyeva Moskova Helsinki Grubu’nun yurtdışı temsilciliğini yaptı, Azatlık Radyosu ve Amerika’nın Sesi’nde insan hakları hakkında yayınlar yaptı.

Ünlü Kırım Tatar insan hakları savunucusu, Kırım Tatar Milli Hareketi emektarı Ayşe Seytmuratova ile birlikte

1977-1980 yılları arasında Alekseyeva, “SSCB’de Karşıt Görüş Tarihi. Yeni Dönem” monografisi üzerinde çalıştı. SSCB dışında da çok iyi bilinen bu tarihi araştırmada Alekseyeva, Kırım Tatar  Milli Hareketi tarihi hakkında da bir yazıya da yer verdi. Lyudmila Alekseyeva, hem SSCB döneminde hem günümüzde Kırım Tatar meselesinin en deneyimli uzmanlarından biri olarak kabul ediliyordu.

1993 yılında Rusya'ya döndü ve üç yıl sonra Mayıs 1996'da Moskova Helsinki Grubu’nun başkanlığına seçildi. 1998-2004 döneminde - Uluslararası Helsinki Federasyonu Başkanı olarak görev yaptı.

Lyudmila Alekseyeva beş yıl önce, mayıs 2012'de, efsanevi Sovyet muhaliflerinden oluşma büyük bir grupla birlikte, Kırım Tatar Milli Meclisi’nce düzenlenen Kırım İnsan Hakları Savunucuları forumuna katılmak üzere Kırım'a gelmişti ve Akmescit’in Lenin Meydanında yapılan Kırım Tatar Sürgün Kurbanlarını anma mitingine de katılmıştı.

Kırım Tatar meselesi profesyonel bir tarihçi olarak Lyudmila Alekseyeva’nın her zaman dikkatinin odak noktasındaydı. Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesinden sonra da Alekseyeva, Moskova Helsinki Grubu'nun başkanı olarak Kırım'daki durumu yakından takip ediyordu.

Lyudmila Alekseyeva’nın Kırım’ın işgali ve Kırım Tatarları hakkındaki beyanatları şunlardı:

Ben kendim Evpatoriya’da (Kezlev) doğdum ve Kırım Tatarlarının sürgün tarihini iyi biliyorum. Bu nedenle, Kırım Tatarlarının bugün maruz kaldığı Rus yönetimi baskısını asla kabul edemem. Bu halk daha Sovyet döneminde metanet örneği gösterdi. Moskova’da bir avuç insan hakları savunucusu rejime karşı mücadele ederken, Kırım Tatarları, Bahçesaray, Akmescit, Sudak ve yarımadanın diğer şehirlerine girişlerine izin verilmesi için SSCB yönetimine mektuplar yağtırıyorlardı. Tatarlar, hepimize bir halkın sonuna kadar nasıl gidebileceğini gösterdi.

 

Hem Meclis'in yasaklanması, hem de 18 Mayıs mitingi dahil olmak üzere Kırım Tatarlarının toplu eylemlerinin yasaklanması nedeniyle duyduğum öfkeyi anlatacak söz bulamıyorum. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve diğer aktivistlerin, örneğin Refat Çubarov'un (Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı) Kırım'a giriş yasağı hakkında konuşmalıyım. Kırımoğlu, Kırım Tatarlarının Kırım'a dönebilmeleri için hayatını adadı. Genç yaşta bununla uğraşmaya başladı ve bunun için kaç yıl hapis yattı. Ve şimdi (Kırım’a) girişinin yasaklanması akla mantığa sığmıyor. Bu, onun haklarının ve tüm Kırım Tatar halkının meşru liderine sahip olma hakkıın büyük ve kaba ihlalidir.

 

“Bu alçaklıktır. Çünkü Kırımoğlu hiçbir yere saklanmadı, Kiev'de yaşıyor. Kırım'da yaşamak istiyor ama atalarının ve kendinin vatanı olan Kırım’a girmesine izin verilmiyor. Bunu yapmaya hakkı var, şimdi Kırım'ı yönetenlerden çok daha fazla hakkı var. Bence bu (Kırım’a girişinin yasaklanması) alçaklık, her insanı öfkelendirmesi gereken bir alçaklık... Kırımoğlu harika bir insan. Yaşamı boyunca karşılık beklemeden, asalet ve sadakatle halkına hizmet ettiğini ve halkının tarihi vatanı Kırım’a dönüş hayalini gerçekleştirmek için her şeyi yaptığını tüm hayatı ile kanıtladı."

 

Bu ülkeye (Ukrayna’ya) verdiğimiz onarılamaz zarar korkunç bir şey. Ukraynalılar önünde hayli suçluyuz.

 

Olanlardan (2014'te) kendimiz suçluyuz. “Suçluyuz” diyorum, çünkü halkın çoğunluğu yönetimin bu eylemlerini onayladı. Bu demek oluyor ki hepimiz, vatandaşlar, sadece hükümet değil, biz de suçluyuz. Ukraynalılar bizi affetsin - çünkü nüfusun bir kısmı bundan utanıyor. Ben utanıyorum. Ve ben tek değilim.

 

İmparatorluk sendromu tehlikeli bir şeydir. Fakat bence (ümit ediyorum) Kırım nedeniyle yaşanan sevinç azalacaktır, çünkü insanlar bunun için nasıl bir bedel ödediğimizi anlamaya başlayacaklar - ülkemizin izolasyonu, komşularımızın ülkemize karşı düşmanlığı... Umarım bu Kırım dersi acı bir ders olur, birçok yurttaşımızın emperyal sendromuna darbe indirir.

QHA