ANKARA (QHA) 29 OCAK 2019 -

29 Ocak 1988’de Batı Trakya Türklerini Gümülcine'de sokağa döken Yunan hükümetinin uygulamalarının sürmesi nedeniyle tam 31 yıldır protestolar sürüyor. Batı Trakya Türkleri, her yıl Türk kimliğine dönük saldırılara karşı direnişe geçtikleri günü "29 Ocak Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Günü" adıyla anıyorlar.

Batı Trakya Türkleri, bugünü Gümülcine, İskeçe, Türkiye ve yaşadıkları diğer ülkelerde düzenledikleri etkinliklerle anıyorlar.

Bugün yıl dönümü olan 29 Ocak 1988’de mahkemenin kapatma kararını protesto etmek ve Türklüğünü deklare etmek isteyen 20 bin Türkün tüm baskı ve engellemelere rağmen bir araya gelerek “Türküz” diye bağırması ile Batı Trakya'da Türkler ve Yunan yönetimi arasında gerilim artmıştı. Artan gerilim, 29 Ocak 1990’da örgütlü Yunan fanatiklerinin saldırılarıyla devam etmiş ancak Batı Trakya Türkleri, tüm bunlara rağmen sukünetlerini koruyarak yeniden bir araya gelebilmişlerdi.

29 Ocak, Batı Trakya Türkleri için toprakları üzerinde yaşadıkları asimilasyona, vatandaşlık haklarının sınırlandırılmasına, azınlık haklarını alamamalarına, kimliksizleştirilmelerine karşı gösterdikleri iradenin yıl dönümüdür. 29 Ocak, 1988’de Batı Trakya Türklerini sokağa döken uygulamanın maalesef bugün de devam etmesi, her bir anma programına yeni bir protesto niteliği kazandırmaktadır; tam 25 yıldır protesto sürmektedir. Dolayısıyla Batı Trakya Türkü’nün “kimliksizleştirerek Yunanlaştırma” girişimlerine direnişi devam etmekte; 29 Ocak’lar birer bütünleşme gününe dönmektedir.

29 OCAK DİRENİŞİ NASIL BAŞLADI?

Yunanistan Yargıtay’ı, “Batı Trakya’da Türk yoktur” iddiası ve gerekçesiyle 4 Kasım 1987’de “Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği” ve “Gümülcine (Komotini) Türk Gençler Birliği”nin kapatılması kararını onadı. Türkler ise, Yargıtay’ın kararını ancak 5 Ocak 1988’de öğrenebildiler. Derneklerin kapatılması ve Türk kimliklerinin inkar edilmesi kadar böylesi bir karardan haberdar edilmelerinin bu denli uzun bir süre alması zaten baskılardan bunalmış olan Batı Trakya Türklerinin tepkilerini arttırdı. Azınlık Yüksek Kurulu 25 Ocak’ta toplanarak mücadele kararı aldı. Karara göre “Olayı protesto etmek için bir yürüyüş yapılacak”, “azınlık okulları bir gün süreyle kapatılacak” ve “yetkili tüm devlet mercilerine bu karar telgrafla bildirilecekti”. Yürüyüş, 29 Ocak 1988 günü, Cuma namazından sonra Gümülcine Eski Camii’nden Vilayet Konağı’na kadar yapılacaktı. Kararın amacını basın bildirisi şöyle açıklamaktadır:

“... Her türlü karar alma yetkisine sahip bu komite 26 Ocak 1988 Salı günü kendi aralarında yaptığı toplantıda aşağıdaki kararları oybirliği ile almıştır: 1- Türklüğümüzü inkâr eden bu kararları, Lozan Antlaşması’na imza eden garantör devletlere bildirmek, 2- Uluslararası demokratik ve insan haklarıyla ilgili kuruluşlara Türk’lüğümüzü yok etmek isteyen idârecilerimizi şikâyet etmek... 3- İslâm ülkeleri temsilcilerine ve kuruluşlarına bugün milliyetimiz yarın dinimize kasteden bu şoven zihniyeti ve kararı duyurmak... 4- 29 Ocak Cuma günü Cuma namazından sonra Gümülcine Eski Camii’nden tüm Batı Trakya Türk’ünün katılacağı bir yürüyüş düzenlemek... İşbu duyurumuzun Türkülüğümüz adına tüm azınlık basınında yayınlanması ricası ile... Batı Trakya Türk Azınlığı Yüksek Kurulu Adına Komite Başkanı Mehmet Emin Aga” 

Yunanistan Türklerin yürüyüşe izin vermedi. Gümülcine radyosunun Yunanca ve Türkçe anonsları yoluyla Türklerin herhangi bir şekilde bir araya gelmesinin yasaklandığı duyuruldu. Yasağa ve yollara kurulan polis barikatlarına rağmen Yasak Bölge dahil olmak üzere Batı Trakya’nın her tarafından binlerce azınlık mensubu, Gümülcine’ye gelmeye başladı. Kavala’dan polis gücü takviyesi yapıldı, Eski Cami ve Yeni Cami ibadete kapatıldı. Bu arada Gümülcine’ye girebilen ve barikatlar nedeniyle şehrin girişlerinde kalan azınlık mensubunun toplam sayısı 20 bine ulaştı. Göstericilerin dağılması istendi. Bağımsız milletvekili Ahmet Faikoğlu’nun konuşmasının ardından topluluk dağılmaya başladı. Ancak çatışma ve haksız tutuklamaların haberinin gelmesi ile dağılma, yürüyüşe dönüştü. Yürüyüş de polis şiddetine ve dövülmeye...

Her yıl bu hazin olayların yıl dönümünde Batı Trakya Türkleri 29 Ocak’ı devam eden bir direniş günü olarak anıyorlar. Batı Trakya'da tırmanan olayların ve direnişin sembol ismi hiç şüphesiz Dr. Sadık Ahmet'ti.

ÖMRÜNÜ BATI TRAKYA TÜRKLERİNİN SORUNLARINA VAKFEDEN "ŞEHİT" SADIK AHMET

1947'de Gümülcine şehrinde doğan Sadık Ahmet, çocukluk yıllarını burada geçirmesinin ardından üniversite için Türkiye'ye gelmiş burada tıp eğitimi almış ve 1985 yılında Batı Trakya'ya geri dönmüştür. Ülkesine döner dönmez Batı Trakya Türkleri'nin sorunlarını dünya kamuoyuna duyurmak üzere imza kampanyası başlatır. Yaklaşık 15.000 imza topladığı 8 Ağustos 1986 tarihinde tutuklandı.

25 Eylül 1987 tarihinde tek başına Selanik'e giderek, orada toplantı halinde bulunan Demokrasi İnsan Hakları üyelerine toplum sorunlarını ileten bir broşür dağıttı. 1988 yılında başlattığı kampanyadan dolayı 30 ay hapis cezasına çarptırıldı. 18 Haziran 1989 seçimleri öncesinde milletvekilliği adaylığı iptal edildi.

26 Ocak 1990 tarihinde Batı Trakya Türkleri'ne "Türk" diye hitap ettiği için hapis cezasına çarptırıldı. Selanik Dudullu hapishanesine gönderildi. İki ay hapis yattıktan sonra, hapis cezası paraya çevrildi ve serbest bırakıldı. 8 Nisan 1990 milletvekili seçimlerinde aday oldu ve ikinci kez bağımsız milletvekili seçildi. 13 Eylül 1991 tarihinde Dostluk, Eşitlik ve Barış (DEB) partisini kurdu. 1993 genel seçimlerinde Yunanistan'ın getirdiği kasıtlı seçim barajı dolayısıyla parlamentoya giremedi.

Batı Trakya Türkleri'nin haklarını dünya platformunda ararken bir yandan da Batı Trakya Türkleri'ni iktisaden kalkındırma projeleri üzerinde çalıştı. Işık Ahmet’le evli, Levent ile Funda adında iki çocuk babası idi. Lozan barış antlaşmasının yıldönümü olan 24 Temmuz 1995 tarihinde şüpheli bir trafik kazasında vefat etti. Sadık Ahmet bugün hala Batı Trakya Türkleri için bir kahraman olarak anılmaktadır.

QHA olarak Batı Trakya Türklerinin unutulmaz lideri Dr. Sadık Ahmet'i ve Batı Trakya Türklerinin direnişini yı ldönümünde bir kez daha anıyoruz.

QHA